16 Haziran 2012 Cumartesi

Devlet Sussun, Kadın Konuşsun!

Az sonra izleyeceğiniz kısa film kadın bedeninin Türkiye'de ne manaya geldiğini bir tokat gibi çarpıyor yüzümüze. Seyret ancak seyirci kalma; sen de bedenine sahip çık!

http://www.youtube.com/watch?v=J2TAPiMuhNk

Çünkü yasal değil, YASAK KÜRTAJ ÖLDÜRÜR!..

daha fazla bilgi için www.kurtajhaktir.com ve www.kurtajyasaklanamaz.com

4 Haziran 2012 Pazartesi

kurtajyasaklanamaz.com

Kürtajı yasaklayan zihniyete karşı çıkmak için sen de bir imza at!

"Başbakanın ve hükümetin toplumsal cinsiyet eşitliğini, kadın bedenini, doğurganlığını ve cinselliğini hedef alan politikalarına sonuna kadar hayır diyoruz"

27 Mayıs 2012 Pazar

Kaltaklar Birleşin

Kaltaklar birleşin! slutsunite.org (kaltaklar birleşin) adlı site der ki;

"
Seksin yalnızca çocuk yapmaktan daha fazlasını ifade ettiğine inanıyorum!
Seksin insan hayatının eğlenceli, sağlıklı ve temel tecrübelerinden olduğuna inanıyorum!
Doğum kontrolünün, olgun, medeni toplumların önemli sorumluluklarından olduğuna inanıyorum!
Ve tüm bu inançlarım beni insanların gözünde kaltak yapacaksa, öyleyim.
Kaltak arkadaşlarımla birlikte ayakta duracağım, şimdi ve daima.
"

Kaltaklar birleşin! Bu yemine siz de katılın! Bedenimize, cinselliğimize, kürtaj hakkımıza sahip çıkalım! Şimdi ve daima!

(ek: Bu yazıyı yazdıktan sonra farkettim ki Dokuz Köyü Terk Eden Kadın 'ın blogunda
SlutsUnite.org Mart'ta yayınlanmış. SlutsUnite'ı nereden bulduğumu hatırlamadığım için kendisinden özür dilerim, belki de oradan görüp unutmuş olabilirim. Bu vesileyle Dokuz Köyü Terk Eden Kadın 'ın blogunu da tavsiye ederim.)

Kamu Malı Değilim

Başbakanımız kürtaj ve dahi sezaryene savaş açtı; kürtaj cinayetmiş, sezaryen günahmış, zulümmüş! Peki ya istenmeyen gebelikler? Tecavüze uğrayan N.Ç.ler? Çocuk bakmaktan hayata karışamayan çocuk anneler? Onlara yazık günah değil mi? Taciz, tecavüz bir yana, cinselliğini yaşayan her kadın anne olmak zorunda mı? Bu işin sonu, "evli değilsen, seks senin neyine?"ye gitmiyor mu?! Gitti bile. Evli olmayan kadınların cinsel hayatının olması düşünülemez bile. Bekar olup da seks yapan kadın ya orospudur, ya da orospu!
İmam osurursa cemaat ne yapmaz? Faruk Mercan da "Kadın, çocuk doğurma kapasitesi itibariyle topluma aittir. Yaratılış kanunu..." buyurdu twitter'da. Konuyla ilgili Sibel Üresin'in değerli yorumlarını bekliyorum, ondan henüz bir duyum alamadık.
3 çocuk mevzusu yeni değil, bunu epeydir duyuyoruz ancak bu iş epey ciddi bir hal almaya başladı. Kadın toplum örgütlerinin konuyla ilgili tepkileri olacağı kesin; umarım sesimizi yeterince duyurabilir, geri adım atmalarını sağlayabiliriz zira bu gidişin sonu iyi değil!..

2 Nisan 2012 Pazartesi

Black Mirror Bizde Olsa

Black Mirror adlı 3 bölümlük bir dizi yapılmış. Charlie Brooker adlı İngiliz gazeteci, senarist ve yayıncı olan bu çılgın (!) adamın yarattığı dizi, günümüz dünyasını eleştirirken, teknoloji, ahlak kavramları, psikoloji ve daha bir çok konuyla dalga geçiyor. Seyretmek isteyenler yazıyı okumaya burada son versinler çünkü anlatacaklarım, ilk bölümle ilgili. Sizleri, ilk bölümü seyrettikten sonra tartışmaya beklerim, şimdilik hoşçakalın! (buradan seyredebilirsiniz)

Hala okumaya devam eden (ve diziyi seyrettiğini tahmin ettiğim) okur,
Bu yazıyı yazmaya başladığımda aklımda şaşkınlık haricinde pek bir şey yoktu ama yazarken fikirlerim yerine oturur nasıl olsa diye düşünmüştüm. Ancak itiraf etmeliyim ki hala şaşkın ve soru işaretleriyle doluyum. Bu nasıl bir senaryodur ki insan takdir mi etsin, küfür mü etsin karar veremez?! (Peki, ısrarla seyretmeyenler için kısa bir özet yapalım o halde; İngiliz Düşesi Prenses Susannah kaçırılır ve youtube'dan "lütfen beni kurtarın" filmi yayınlanır. Filmde Prenses, kaçıranların talebinin yerine getirilmemesi durumunda öldürüleceğini söyler. Talepleri, İngiliz Başbakanı'nın, canlı yayında bir dişi domuzu sikmesidir!).

Bir kaç farklı açıdan tartışalım:
1- Brooker'ın amacı insanları şoka sokmaksa, sonuç bence % 100 başarılı! Hala şoktayım ve eminim seyreden herkes de bu duygumu paylaşıyordur. Özellikle, domuzu sikme sahnesinde (ki bunu göstermek yerine, o an televizyonu seyredenleri gösterdi) seyredenlerin tepkilerini çok iyi vermiş. Bir önceki sahnede, "evet haydi siksin de görelim" tadındaki alaycı, hastalıklı haller, biz insanoğlunun rezilliğini inanılmaz bir tokat gibi çarpıyor yüzümüze. Aynı o insanların biraz sonra televizyon karşısında ne yapacağını bilemez halleri, utanmaları, elleriyle ağızlarını kapamaları, bazısının gözünü yere indirirken, bazısının gözünü televizyondan alamama halleri... Hepsi tek tek müthiş! (ki seyrederken ben de aynı hallerde buldum kendimi)
2- Teknoloji çılgınlığı dizide çok gerçekçi şekilde verilmiş. Youtube'dan anında yayılan filmin, twitter'a taşınması, İngiliz halkının "acaba başbakan talebi yerine getirmeli mi, getirmemeli mi" yorumları, "hayır yapmasın" yorumlarının saatler ilerledikçe değişmesi ve bunun oluşturduğu toplumsal baskı çok gerçek.
3- Ahlak değerlerinin ne kadar göreceli olduğunu, "ahlak" denen şeyin aslında ne kadar saçma olduğunu gösteriyor bence dizi. "Domuz sikmek ahlaksızlık, peki ya bir insanı kurtarmak içinse? O zaman olur!" Ahlakla bayağı dalga geçmiş adam. Üstelik, burada dinlere de gönderme var tabi ki...
4- Sosyolojik olarak bakıldığında, toplumsal baskının koskoca başbakana bile neler yaptırtabildiğini, hem de politikacıları da yerden yere vurmak suretiyle vermiş Brooker.
5- Cinsel açıdan, insanoğlunun acizliği içler acısı. Televizyon kanalları, Başbakan'ın domuzu sikmesini "sevişmek" olarak dile getirmesi, muazzam bir hiciv!

Dizi daha pek çok yönüyle sansasyonel, kesinlikle anarşist ve belki de Anonymous grubu tarafından yaptırılmış. Komplo teorisi gibi mi geldi bu kulağa? Bence son derece mantıklı; ben Brooker'ın Anonymous grubuna üye olduğuna artık eminim. Ancak tüm bunlardan da öte, benim zihnimi asıl kurcalayan soru şu; böyle bir dizi Türkiye'de olabilir miydi demeyeceğim çünkü katiyen olamazdı fakat bu, dizi değil de, gerçek olsaydı? Tayyip Erdoğan'ın böyle bir olayla karşı karşıya gelmesi durumunda, kamuoyunun tepkisi ne olurdu? Peki ya Erdoğan'ın tepkisi ne olurdu? İşte benim asıl merak ettiğim konu bu...

29 Mart 2012 Perşembe

Orospu Manifestosu

joferman.com adlı sitede "Orospu Manifestosu" yayınlanmış, Umut Saim Balkır ise yazıyı Türkçe'ye çevirmiş. Bahsedilen orospu, para karşılığı seks yapan kadın değil. Hatta bana kalırsa, bahsedilen orospu, "gerçek kadın"ın ta kendisi. Yazının bazı bölümlerine katılmamakla birlikte, hor görülen (çünkü korkulan), kendi dilediği gibi yaşayan, bedeninden ve kendinden utanmayan, bulunduğu ortamdaki bir çok insanı sadece varlığıyla bile tedirgin eden, "özgür", "günah keçisi", "aklını kullanan" ve daha bir çok sıfatla anılan kadınlar...

Orospu Manifestosu

21 Mart 2012 Çarşamba

Türk Korunmaz... Bize Bir Şey Olmaz!

Cinsellik hakkında konuşuyor, cinsellik hakkında yazıyoruz. Oral seks iyi miymiş, anal seks kötü müymüş, kim hangi pozisyonda ne yapmış hepsini konuşuyoruz da, acaba korunuyor muyuz, bak işte onu hiç konuşmuyoruz. Batıda prezervatif kullanımını destekleyici kampanya ve aktiviteler artarken, bizde üniversitede eğitim amaçlı dağıtılan prezervatifler toplanıyor; Üniversiteler Kış Oyunları'nda da, Türk'lerin odalarından prezervatifler toplanıyor! Hal böyle olunca tabi, pek çoğumuz korunmaya gerek duymuyor. Böyle bir bilincimiz olmadığı gibi, prezervatif kullananı "light" görüyoruz.


(*prezervatifi gözünüzde büyütmeyin)

Amerika'da "happy national condom day" (ulusal "prezervatif  günün kutlu olsun") diyerek kutlama yapıyorlar, hatta devlet destekli http://wheredidyouwearit.com/ adlı bir siteyle nerede seviştiğini işaretlediğin, foursquare benzeri bir uygulama yapmışlar; tekrar ediyorum, devlet destekli! Mesajı da çok doğru: "be proud to wear protection!" (korunduğun için gurur duy!). Çok önemli bir mesaj çünkü insanlar gerçekten de cinsellikten utanıyor, korunmaktan utanıyor, prezervatif satın almaktan utanıyor! Kampanyanın "kendinle gurur duy, utanma" demesi, bu açıdan çok önemli, "cinselliğe olan bakış açını değiştir" diyor bir nevi... Yine Batı'da, porno filmlerde prezervatif kullanma zorunluluğu getirilmesi de, korunmaya bakış açısı normlarını değiştirme konusunda çok önemli bir adım!

Konuyla ilgili blogumda yaptığım anketin sonuçları aşağıda. 

Gördüğünüz gibi "geri çekilme" yöntemi açık ara önde; % 49, katılımın neredeyse yarısı eder. Allah'a emanet yatıp kalkıyoruz diyenler de hiç az değil... Bu ikisi birlikte % 59'luk bir çoğunluğun hiç korunmadığını ortaya koyuyor.

Türkiye'de son yıllarda HIV-AIDS vakalarındaki artış dikkat çekici boyutlara ulaştı. Sadece İstanbul'da virüs tespit edilen kişi sayısı 6 yılda üç kat artarak, 127'den 427'ye çıktı. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Buyru'nun cinsellikuzmani.com adlı sitede yer alan verilerine göre Türkiye'de cinsel yolla bulaşan hastalıklarda önemli bir artış var ve mutlaka prezervatif kullanmak gerekiyor. İstenmeyen gebelikler de işin cabası...

Bir kereden hiçbir şey olmaz demeyin! O bir kere hayatınızın hatası olabilir!..    



Prezervatifsiz asla!
17 (28%)
İlaç kullanıyorum
2 (3%)
Ertesi gün hapı kullanıyorum
1 (1%)
Spiral kullanıyorum
0 (0%)
Birden fazla korunma yolu kullanıyoruz
4 (6%)
Geri çekilme yöntemi kullanıyoruz
29 (49%)
Allah'a emanet yatıp kalkıyoruz
6 (10%)