27 Temmuz 2017 Perşembe

Kelimelerin Önemi ve Cinsel Travmalarımız

Çocukluğumuzdan beri bize öğretilen yanlışlar önce kelimelerle başlar. Bekareti KAYBETMEK denir mesela, ya da VERMEK denir, hatta adam alacağını ALDI gitti denir... Kendi zevkini düşünmek yerine karşıdakini kaybetmemek için yapılacak tüm özveriler tam burada başlar işte, kaybetme korkusuyla, terk edilme korkusuyla. Yeter ki beni sevsin diye sevmediğin/ istemediğin/ sana zevk vermeyen şeylere boyun eğersin. Seks bir anda senle ilgili bir şey olmaktan çıkıp tamamen karşındakine zevk vermeye çalışmaya dönüşür. Oysa zevk almadan zevk veremezsin. 
Kelimelerden sonra ayıplamalar gelir. Kendini keşfederken, daha çocuk yaşta, annen seni azarlar "şeyine dokunma!" diye, AYIP! Elini iter, belki tokat atar bir daha yapma diye. İşte o an öğrenirsin çocuk aklınla seksin ayıp olduğunu, günah olduğunu, kirli olduğunu... 
Çok basit ama her birimizin başına gelmiş hatalardır bunlar. Ve tüm hayatımızı etkiler; hem cinsel hayatımızı hem özgüvenimizi zedeler. 
Ama, bunu aşmak bizim elimizde. Nasıl mı? İlk adım, fark etmek. Kabul etmek ve kendimizle, bedenimizle barışmak. Kendimizi, bedenimizi, tüm bedenimizi tek tek sevmek. Ben güzelim demek, kusurlarımla, belki kilolarımla, belki engellerimle, ama güzelim. Ellerim güzel, dudaklarım güzel, göğüslerim, cinsel organım... Ben güzelim. Ve ben haz almak için seks yapmak istiyorum. Ve bunu hak ediyorum. Bu benim hakkım. Fantazilerimle, sevdiklerim ve sevmediklerimle... İstediklerimi yaparak ve istemediklerime hayır diyebilerek!.. Çünkü ben değerliyim!



29 Ocak 2016 Cuma

Slut-O-Meter

Kadının ne giydiği, ne kadar iffetli/ iffetsiz olduğunu belirlemez! Hem zaten "iffet" de ne?! Ve ayrıca, kim benim iffetli veya iffetsiz olmam gerektiğine karar verebilir ki?!

(fotoğraflar bu kaynaktan alınmıştır)





23 Ekim 2015 Cuma

Tüm Kadınlar John'a Karşı



(John ismindeki erkek yöneticilerin sayısı, tüm kadın yöneticilerin toplamından daha fazla)

7 Şubat 2014 Cuma

Sadece İnsan Olmak

7 Şubat günü Rusya'da başlayan 2014 Kış Olimpiyatlarının başlamasıyla Google, doodle ile Olimpiyat ilkelerini kullanıcılarına hatırlattı. Bu yıl 22.’si düzenlenen Kış Olimpiyatları, Rusya’nın Soçi şehrinde gerçekleştiriliyor. Rusya'daki anti-gay kanunlarına karşı tepkisini gösteren Google, olimpiyat doodle'ında eşcinsellerin simgesi olan gökkuşağının renklerini kullandı.


"Spor faaliyetlerine katılmak bir insan hakkıdır. Her birey herhangi bir ayrımcılığa maruz kalmaksızın, Olimpiyat ruhu içerisinde spor yapma imkanına sahip olmalıdır. Bunu yapmak için dostluk, dayanışma ve fair-play anlayışının hâkim olması gerekmektedir." - Olimpiyat İlkeleri 

31 Ocak 2014 Cuma

Seksin Uzmanları- Masters of Sex

Seksi bir bilim dalı olarak kabul etmek ve anlamak... 
Bugünün dünyasında (ve hele ülkemizde) hala büyük tabu olan cinselliğin kimyasını anlamak için yola çıkan Dr William Masters, çalışmalarına 1957 ABD'sinde başlamış. Elbette önüne birçok engel çıkmış. Bir üniversite hastanesi olan Washington Üniversitesi Jinekoloji Bölümü'nde çalışan Dr Masters'ın, konuyla ilgili araştırma yapmak için gerekli tesis ve fonu bulması, baskılar ve ayıplamalar nedeniyle zorlaştırıldıkça doktor yan yollara sapmış. Genelevlerde fahişeler üzerinde araştırmalar yapmış, kendi asistanı (ve daha sonra araştırma ortağı) olan Virginia Johnson ile bizzat seks yaparak, istatistiksel bulguları kaydetmiş. 
Şu sıralar Masters of Sex adıyla yayınlanan dizinin gerçek öyküsünün özeti böyle. Diziyi daha fazla anlatıp büyüsünü bozmak istemem, iyisi mi kendiniz izleyip görün...
Beni asıl etkileyen, bunca zorluğa rağmen pes etmeyen bu iki insanın azmi. Cinselliği, yemek içmek gibi doğal görmek ve bilim olarak kabul etmenin gerekliliğini, bedensel diğer tüm hastalıkların incelenip, cinsel hastalıkların yok sayıldığı bir ortamda cinsel hastalıkların varlığının konuşulmasına ön ayak olmak, homoseksüelliğin araştırılması ve daha benzer pek çok husus... 
Basmakalıp çoğunluktansa, değişim ve gelişim için gerekli olan hep bu tür insanlar! İhtiyacımız daha çok Dr Masters'lar, Virginia Johnson'lar... 




25 Kasım 2013 Pazartesi

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü, Bildin mi?

25 Kasım'ı kaç kişi biliyor? Açıkçası ben yeni öğrendim, o da sosyal medya sayesinde... Ne bir kampanya, ne bir bilgilendirme... Yıllardır tutturmuşlar bir 8 Mart, gidiyor. Oysa Kadınlar Günü, saçmalığın daniskası. Bir kere, niye Kadınlar Günü? Diğer 364 günü erkeklerin olduğu için mi? Hem sonra Kadın'ın ne günü? Neye dikkat çekilmeye çalışılıyor o gün? Kadınların değerli olduğuna mı? Teşekkürler, söylemeseydiniz bilmeyecektik. Güzel olduklarına? Akıllı? Hor görülmemesi gereken? Dövülmemesi, sövülmemesi gereken? Evet, hatırlatmak gerek cidden çünkü doğalının bu olduğunu bilmeyen bir çok "adam" var. Ve "bugün Kadınlar Günü, haydi o zaman" çorbasında bir tutam "kadınlar güzeldir", bir tutam "aman dövmeyin" olmazsa olmaz. Tam bir çorba cidden, tam bir kaos. Belediyeler "8 Mart geliyor aman hemen bir banner asın caddeye" telaşında, bir takım yalandan kadın filmleri filan... Sonra, haydi seneye görüşürüz. Mesaj ne, hedef ne, amaç ne?.. Belli değil.

Oysa bugünün mesajı çok net; Kadına Şiddete Son! 
Bugünü öğren. 
Bu tarihi hatırla. 
Bu mesajı yay!..

(Bugün 16.00'da TBMM'ye - kadın cinayetlerinin TCK'de nitelikli halden sayılması için hazırlanan ek madde önerisi meclise sunulacak)




29 Ağustos 2013 Perşembe

"Özde Faşizmin 14 Temel Özelliği"

Bianet'te okuduğum bir yazı "Bunların hangisi bizde yok ki? Faşizm dersen bizde, cinsel ayrımcılık, din üzerinden insanları bastırma..." dedirtti ve yazıyı burada paylaşmak istedim. Özde Faşizmin 14 Temel Özelliği adlı yazı şu anda Türkiye'nin nerede durduğunu, yüzünü nereye çevirdiğini ve kısa zamanda neye evrileceğini anlamak, örneklemek açısından önemli. Doğrusu, fazla açıklamaya gerek yok; okurken siz de göreceksiniz bu maddelerin her birinin ülkemizde tartışılan konular olduğunu. Ve yine göreceksiniz ki, özellikle bu blogu başlardan beri takip edenlerin farkedeceği üzere, tüm bu maddelerin her biri bir bütünün parçasıdır ve cinsel ayrımcılıktan dine, askeri vesayetten sanatın küçültülmesine kadar hiçbir şiddet münferit değildir. 




Siyaset bilimci Dr. Lawrence Britt 20. yüzyılın gördüğü en tipik faşist rejimleri (Hitler'in Almanya'sı, Mussolini'nin İtalya'sı, Franco'nun İspanya'sı, Suharto'nun Endonezya'sı, Pinochet'nin Şili'si) inceleyerek faşizmin 14 karakteristik özelliğini tespit etmiş. İşte bu 14 madde:

1. Güçlü ve sürekli milliyetçilik: Faşist rejimler, sürekli olarak vatansever şiarlar, sloganlar, semboller, marşlar ve diğer ıvır zıvırı kullanma eğilimindedir.
2. İnsan haklarının aşağılanması ve hor görülmesiDüşmandan korku ve güvenlik ihtiyacı nedeniyle, faşist rejim altındaki insanlar, 'ihtiyaç' gereği belirli durumlarda insan haklarının göz ardı edilebileceğine ikna edilirler. İnsanlar işkence, yargısız infaz, siyasal suikast, uzun süreli gözaltı gibi uygulamalara karşı başını başka tarafa çevirme, hatta bunları onaylama eğilimindedir.
3. Düşmanların/günah keçilerinin birleştirici bir neden olarak tanımlanması: Ülkenin güvenliğini ve bütünlüğünü tehdit eden düşmanın ortadan kaldırılması için insanlar histerik kalabalıklara katılıp sokaklara dökülür; Bu düşman tanımının içinde ırksal, etnik ya da dinsel azınlıklar, liberaller, komünistler, sosyalistler, teroristler, vs. vardır.
4. Ordunun ve militarizmin yüceltilmesi: Yaygın yerel sorunlar olduğunda bile, orduya hükümet bütçesinden aşırı miktarda pay verilir ve yerel gündemler göz ardı edilir. Askerler ve ordu hizmetleri alabildiğini yüceltilir.
5. Cinsel ayrımcılığın şahlanışı: Faşist ulusların hükümetleri, neredeyse tamamen erkek-egemen olma eğilimindedir. Faşist rejimlerde, geleneksel cinsiyet rolleri daha katı hale getirilmiştir. Kürtaj karşıtlığı ve homofobi had safhadadır.
6. Kitle iletişim araçlarının kontrol altına alınması: Kimi zaman medya hükümet tarafından doğrudan kontrol edilirken, diğer durumlarda dolaylı olarak diğer genelgeler, mevzuatlar, sempatik medya temsilcileri ya da yöneticileri tarafından kontrol edilir. Sansür, özellikle savaş dönemlerinde oldukça yaygındır.
7. Ulusal güvenlik takıntısı: "Korku" hükümet tarafından, kitleler üzerinde harekete geçirici bir araç olarak kullanılır.
8. Din ve yönetimin içiçe geçmesi: Faşist ulus hükümetleri, ulus içindeki en yaygın dini, kamuoyunu manipüle etmek için bir araç olarak kullanır. Dini retorik ve terminoloji, dinin ana doktrinlerinin hükümet politikalarına veya eylemlerine tamamen karşıt olduğu durumlarda dahi, hükümet liderleri tarafından yaygın olarak kullanılır.
9. Özel sermayenin gücünün korunması: Faşist uluslardaki sanayi ve iş aristokrasisi, sıklıkla hükümet liderlerini iktidara getirenlerdir. Bunu hükümetle iş dünyası arasında karşılıklı çıkara dayalı bir ilişki tesis ederek ve belli bir iktidar eliti yaratarak yapar.
10. Emek gücünün baskı altına alınması: Faşist hükümete karşı tek gerçek tehdit emeğin örgütlü gücü olduğundan, işçi sendikaları ya tamamen saf dışı edilir ya da şiddetle baskı altına alınır.
11. Aydınların ve sanatın küçümsenmesi: Faşist uluslar, yüksek öğrenim ve akademiye karşı açık bir düşmanlığı körükler ve teşvik eder. Profesörlerin ve diğer akademisyenlerin sansüre uğraması, hatta tutuklanması yaygındır. Sanatta ifade özgürlüğü açıkça saldırı altındadır ve hükümetler genellikle sanata bütçe ayırmayı reddeder.
12. Suç ve cezalandırma ile baskı altına alma: Faşist rejimlerde, polislere kanunları zorla uygulamaları için neredeyse sınırsız bir yetki verilir. İnsanlar genellikle, polisin suistimallerine göz yummaya ve hatta vatanseverlik adına sivil özgürlüklerden feragat etmeye razı olur. Faşist uluslarda, sınırsız güce sahip ulusal bir polis kuvveti vardır.
13. Adam kayırma ve yozlaşmada sınır tanımama: Faşist rejimler neredeyse her zaman, yönetim kadrolarına birbirini atayarak hükümetin güç ve otoritesini onları hesap vermekten korumak için kullanan bir grup ahbap ile müttefikleri tarafından yönetilir. Ulusal kaynakların ve hatta hazinenin tahsisi ya da bunların hükümet liderleri tarafından açık bir şekilde gaspı, faşist rejimlerde rastlanmayan bir olgu değildir.
14. Hileli seçimler: Faşist uluslardaki seçimler bazen tamamen göz boyama amaçlı yapılır. Diğer zamanlarda ise seçimler, çamur atma kampanyaları, hatta muhalefet adaylarının öldürülmesi, seçmen oylarının ve seçim bölgelerinin kontrolü için yasama kurumlarının alet edilmesi ve medya manipülasyonu gölgesinde yapılır. Faşist uluslar, tipik olarak kendi yargı sistemini seçimleri manipüle ya da kontrol etmek için kullanır.

26 Temmuz 2013 Cuma

Utanma! Hakkını Ara!


Taciz, tecavüz ve kadını aşağılamanın ayyuka çıktığı bu günlerde başına gelenleri anlatmaktan korkma, yalnız değilsin!
Utanma, suçlu değilsin!

(tamamını okumak için bu linki tıklayabilirsin)

Senin de paylaşmak istediğiniz bir şiddet hikayeniz varsa www.siddethikayeleri.com adresine yazabilirsin.


15 Haziran 2013 Cumartesi

IMAGINE- HAYAL ET

Gezi Parkı Direnişi'nden önce yazıyor olsaydım bu yazıyı, John Lennon'ın bu sözleri pek çoğumuza ütopik, romantik, melankolik gelirdi. Oysa şimdi son derece mantıklı, olası ve hatta Başbakan'ın dediği gibi, ideolojik geliyor! Fazla söze gerek yok; bu şarkı zaten hepsini anlatıyor...



Imagine there's no heaven
Cennet olmadığını hayal et

It's easy if you try

Denersen, kolay olduğunu göreceksin

No hell below us
Altımızda cehennem yok

Above us only sky
Üstümüzde yalnızca gökyüzü

Imagine all the people
İnsanların sadece bugün için yaşadıklarını

Living for today...
HAYAL ET

Imagine there's no countries
Ülkeler olmadığını hayal et
It isn't hard to do
Bunu yapmak zor değil
Nothing to kill or die for
Öldürmek veya ölmek için bir sebep yok 
And no religion too
Veya dinler... 
Imagine all the people
Bütün insanların bir arada
Living life in peace...
Barış içinde yaşadığını HAYAL ET
You may say I'm a dreamer
Bir hayalperest olduğumu söyleyebilirsin
But I'm not the only one
Ama yalnız değilim
And the world will be as one
Bir gün senin de bize katılacağını umarım
I hope someday you'll join us
Ve tüm dünyanın Bir olacağını

Imagine no possessions
Mülkün var olmadığını hayal et
I wonder if you can
Yapabilir misin merak ediyorum
No need for greed or hunger
Açgözlülüğe ve açlığa gerek yok
A brotherhood of man
İnsanların kardeşliğini hayal et
Imagine all the people
Tüm insanların bütün bir dünyayı paylaştığını

Sharing all the world...
HAYAL ET




6 Haziran 2013 Perşembe

Diren! Sadece Diren! Küfretme!..

Bu blogu yazmaya başladığım günden beri küfre, özellikle de beden üzerinden yapılan küfürlere olan tepkimi dile getirdim, getiriyorum... Bu konuya birçok yazımda yer verdim; özellikle "Vajinanı Penisleyeyim!" adlı yazımda bizzat bu konuyu yazdım. Bedenini saygı duymayı, bedenin kutsal olduğunu, sevişmenin en doğal ihtiyaçlardan biri olduğunu, bu kelimelerin küfür olarak kullanılmasının ikilik yaratacağını... 
Bugün Gezi Parkı'nda gördüğüm pek çok yazıdan özellikle bir tanesi çok hoşuma gitti; küfür edilmemesi ile ilgili olan. Bu direnişin en güzel yanı da bu zaten; her konuda birlik, anlayış, destek, empati, din, dil, ırk, cinsel yönelim gözetmeden, kardeşçe...
Umarım bu direniş, hepimize bu konuda birşeyler öğretmiştir...







30 Nisan 2013 Salı

Şiddete Karşı 41 Gün Seks Grevi

Haber şöyle başlıyor; " Şefkat-Der Başkanı Hayrettin Bulan, kadına şiddeti protesto etmek için, kadınları 41 gün seks, ev işi ve ütü yapmama grevine davet etti." 
Sözüm ona iyi niyetli olan bu girişimle Bulan "duyarlı ve ilgili" bir başkan olarak adını duyururken, 41 değil, 1-2 gün sonra daha fazla dayak yemiş kadınla karşı karşıya kalacağının hiç farkında değil sanırım. Onun asıl derdi kendi reklamını yapmak; şiddeti durdurmak değil! 
Hedef kadına şiddeti durdurmak olsa, bu tür bir protestonun sonuçlarının neler olabileceğini düşünür, vazgeçerdi. Karısını, sevgilisini halihazırda dövmekte olan bir adamı "döversen sana seks yok, ütü yok" diyerek durdurabileceğini düşünmek naiflik bile değil, aptallıktır! O adam daha da sinirlenip daha agresif ve yıkıcı olacaktır. Üstelik, diyelim ki bu yöntem tuttu; ya sonra? 41 günün sonunda ne olacak? "Dur bak bu yöntem iyi tuttu, bir 41 gün daha yapalım" mı diyeceğiz? Ömür boyu greve mi gideceğiz? Hepsinden de öte, sana şiddet uygulayan bir adama, kendi bedenini bir ödül-ceza yöntemi olarak kullanmak, vaziyeti "dayak varsa seks yok, dayak yoksa seks var", "veririm- vermem" haline döndürmek kendine ihanet değil de nedir? Erkeklerin şiddetine gerek yok; bu grevi uygulayarak biz kendi kendimize şiddet uyguluyoruz zaten. 
Bu protestonun neticeleri ne olacak, merakla bekliyorum. Umarım düşündüğüm gibi olmaz... 




28 Şubat 2013 Perşembe

"Bugün Kadına Şiddet Uygulanmadı Sayın Seyirciler!"

Elime birkaç yeni/ güncel kadın istatistiği geçti; paylaşmak istedim.


"BM Kadının Siyasete Katılım Oranı 2012 Raporu açıklandı: 96 ülkelik listede 90. sıradadayız! Detaya bakınca; Türkiye’nin 550 sandalyeli meclisinde 78 sandalyenin kadın vekillere ait olduğu belirtiliyor. Kadınların kabinede temsil edilme oranlarına bakıldığında ise Türkiye, % 4 oranı ile 90. sırada bulunuyor.

Haritaya göre dünyada kadınların mecliste yer alma oranlarının ortalaması % 19.7. Kadınların mecliste en çok temsil edildiği bölgelerin ortalamalarına bakıldığında ise en başta % 42 ile İskandinav ülkeler gelirken, onları % 22.6 oranıyla Kuzey ve Güney Amerika ülkeleri takip ediyor.
Mecliste en az kadın milletvekili oranına sahip bölge % 11.3 ile yine Arap ülkeleri. Kadın bakanlara bakıldığında ise ilk 4 sıranın İskandinav ülkeleri tarafından paylaşıldığı, bu ülkelerde (Norveç, İsveç, Finlandiya ve İzlanda) kabinede yer alan bakanların % 50'den fazlasının kadın olması dikkati çekiyor."


Şimdi biraz da Ka-Der'in Kadına Karşı Şiddet Raporu'na bakalım:


"Türkiye’de resmi rakamlar, son yedi ayda 226 kadının öldürüldüğünü, 478 kadının tecavüze, 722 kadının tacize uğradığını gösteriyor.
• 6 bin 423 kadın ise aile içi şiddet nedeniyle hastaneye başvurmuştur.
• Verilere göre, kadına yönelik cinsel saldırı suçlarında son beş yılda % 30 artış meydana gelmiştir.
• Emniyet Genel Müdürlüğü’nün resmi kayıtlarına göre, Şubat 2010- Ağustos 2011 arasındaki 19 ayda 78 bin 488 aile içi şiddet vakası yaşandı. Bu da, kayıtlara geçen haliyle her 10 dakikada bir aile içi şiddet olayının yaşandığı anlamına geliyor.
• Resmi rakamlara göre, 2006’da 663; 2007’de 1011; 2008’de 806; 2009’un ilk altı ayında 950 kadın öldürüldü.
• Yılda yaklaşık 2000 boşanma başvurusunun yapıldığı İstanbul’da başvuruların % 85’inin nedeni  ‘şiddet’.
• Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’de kadınlara yönelik cinayet oranı son istatistiklere göre, 2002 ile 2009 yılları arasında %1400 artış gösterdi.
• 2007’deki verilere göre her üç kadından biri fiziksel şiddet görüyor. Kocalarından boşanmış kadınların fiziksel şiddet deneyimi % 78.
• Sadece cinsel şiddete maruz kalanların oranı % 15.
• Kentte kadına yönelik fiziksel şiddet oranı % 38, kırsal kesimde % 43.
• 2011’de koruma talep ettiği, savcılığa veya polise şikayette bulunduğu halde ya da sığınma evlerine yerleştirildiği halde 11 kadın öldürüldü, 3 kadın ağır yaralandı.
• 2011’de tecavüz vakaları yine basına az yansıyan haberlerdendi. Buna rağmen, 102 kadın ve 59 kız çocuğunun tecavüze uğraması basında yer buldu."

Rakamlara bakılırsa son 5 yılda cinsel saldırılarda % 30 artış olmuş. Bu konuda yapılan çalışmaların yeterli olmadığı son derece açık. Devlet kürtajı yasaklayıp, Hürrem'in dekoltesini kapatacağına, bu konuya gerekli önemi vermesi gerektiğini ne zaman, kaç kadın daha öldükten sonra anlayacak? Yaklaşmakta olan 8 Mart'ta yine kadınların çiçek, anaların kutsal olduğundan bahsedilecek. Oysa bizim safsatalara değil, somut önlemlere ihtiyacımız var! Acilen! 



daha fazla detay için buraya tıklayın

27 Aralık 2012 Perşembe

Vajina Demekten Utanıyorum!



Bu cümledeki 7 yanlışı bulunuz: "Bir evli, bir bayan, çocuğu olan milletvekili kendisi ile ilgili bir organını nasıl böyle açıkça konuşabilir"

Evli olup olmamasının konuyla bağlantısı nedir: (diye sormayacağım çünkü aslında evli kelimesinin altını niye çizdiklerini biliyorum). Bu bakış açısına göre evliler ahlaklıdır, bekarlar ahlaksız, bir kere bunu bir kenara koyalım.
Bir bayan oluşunun konuyla bağlantısı: (kadın demek kaba olur çünkü! illa bayan diyecek) kadın (Arınç'ın tabiriyle bayan) bu tür konuları konuşamaz, konuşamamalı, ayıp! erkek konuşsa haydi bir derece!..
Çocuğu olmasının konuyla bağlantısı: annelik kutsaldır. Kutsal bakire (İslam'ın bakire Meryem konseptine çok da uzak olmadığını siz de farkettiniz mi?) sevişmez, seks yapmaz, kendi vajinası hakkında konuşmaz, bir vajinası olduğunu bile bilmez. Çünkü o bir annedir (?!)
Milletvekili oluşunun konuyla bağlantısı: sade vatandaş ve/veya onu temsil eden vekilin her konuda (kürtaj dahil, kadın hakları dahil ve daha pek çok konu dahil) konuşmasında nasıl bir anormali vardır? Bilakis, milletin vekilinin, kendi vatandaşını temsil etmesi değil midir normal olan? "Bir milletvekili niye vajina hakkında konuşur" da ne demek? Sen aylarca kürtajı tartışırken (ki bu tartışmalar sırasında çocuğun başka bir delikten çıktığını sanıyorlardı herhalde) normal, başka milletvekilinin vajina demesi mi anormal?
En güzel maddeye geliyorum: "kendisi ile ilgili bir organını nasıl açıkça konuşabilir?" Sorunun absürdlüğünün hepimiz farkındayız değil mi? "Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?" desem tesiri yok, sussam gönül razı değil! Bırak ki, insanoğlu zaten bedeniyle ilgili yeterince konuşmuyor, bedenini tanımıyor, bir çok kadın merak edip aynada amına bile bakmıyor, konuşanı da ayıplıyor! Aylardır kürtaj tartışmaları sırasında konuşulması ironisi bir yana, Arınç'ın yüzünün neden kızardığının altında verilmek istenen mesajı da görmek lazım.
Kadın kendiyle ne kadar barışık olursa, o kadar güçlü olur. Ne kadar güçlü olursa, dünya düzeni için o kadar tehlikeli olur. Tehlikenin farkında mısınız?

Sn Arınç, vajina demekten ben de utanıyorum! Her organın kendi adı var. Bunun da adı am; vajina değil!


16 Kasım 2012 Cuma

Travmalarımız ve Biz


Kadın-erkek ilişkilerinde, yetiştirilmenin önemi büyük. "Erkekler şöyledir, onlara böyle davranmak gerekir" ezber kalıplarıyla büyütülen kız çocukları, "hemen yatmayayım da hafif kadın gibi görünmeyeyim", "bu gece vermeyeyim de görsün bakalım bana kötü davranmak nasıl oluyormuş", "erkek değil mi, en iyisi bile aynı" davranış biçimlerinin dışına çıkamaz. Benzer öğretilere elbette ki erkek çocuklar da maruz kalır, sözüm yalnızca kadınlara değil. Çocukken anne-babasının ilişkisinde gördüğü her türlü olumsuzluk büyüyünce kişide farklı arazlar çıkartır çünkü çocuk gözüyle iliklerine kadar yerleşen bu travmalar, o daha farketmeden iyi-kötü algısını oluşturmuştur çoktan... Aldatılan bir annenin çocuğunun yetişkin olduğunda eşine kolayca güvenememesi, özellikle kadınların kavga sonrasında sevişmek istememesi bu ve benzeri nedenlerden kaynaklanır. Cinsel hayatını, dahası genel olarak hayatını, düşünce yapısını, algısını değiştirmek için kişilerin öncelikle bir sorunu olduğunu farketmesi ve kabul etmesi gerekir. Bu, okunduğu kadar kolay bir olgu değil. Öncelikle, şunu farketmek lazım: kimse durup dururken "ben yanlış düşünüyorum, düşünce kalıplarımı kırmam lazım" demez. Herkes, kendi bildiğinin doğruluğuna inanır. Kendinin dışına çıkıp düşünmek, pek olası değildir ve bu tür durumlarda dışarıdan destek gerekebilir. Kavga sırasında eşlerden gelen bu gibi "tavsiyeler" objektif algılanmayacağından, bunlar ancak arkadaşlardan veya psikolojik danışmanlardan gelebilir. Ülkemizde maalesef psikologa gitmek gurur meselesiyle eşdeğer olduğundan, "durup dururken" psikologa gidilmediğinden, geriye sadece arkadaşla, eş dostla yapılan sohbetler kalıyor ki, bunların faydası tartışılır. Neticede karşımızdaki de çocukluğundan kendi travmalarıyla bugüne gelmiş biri değil mi? Tam bir "körler sağırlar sofrası".

 
 
Bu yazıya başlarken kafamda çok farklı bir konu vardı, şöyle ki; "etrafında pek çok kadın olan erkekleri kıskanmaya gerek var mı?.." Ancak yazarken farkettim ki o yazıyı yazmadan önce tartışılması gereken başka konular var. Anlayacağınız, bu yazı, diğerlerine altlık yapmak amacıyla yazılmıştır. 

14 Ekim 2012 Pazar

Orgazm Bar

Boşuna demiyoruz şu Japonlar bir acaip diye... Striptizli Haber Programı'ndan sonra şimdi de Kadınlara Özel Mastürbasyon Bar açmışlar Tokyo'ya. Japonya'da bir ilk; hatta yanılmıyorsam dünyada da benzeri yok. Duvarlarda vibratörler asılı, seç beğen al. Kadınlar bara tek veya gruplar halinde gelebiliyor ancak erkekler, yanlarında kadın olmaksızın giremiyorlar buraya. Kapıda güvenliği de polis sağlıyor. Yani Japonya cinsel devrim konusunda bize yine tur bindirdi! Devlet destekli seks konusunda 2-0 olduk! Biz daha mastürbasyonu kendi aramızda konuşamazken, "ne mastürbasyonu?! yok ben yapmıyorum" derken, adamlar kadın rahatlasın diye bar açmış, her renk ve çeşit vibratörü duvarlara dizmiş, içkileri yudumlarken bir yandan da yeni çıkan modelleri inceleyip deniyorsun.



Japonlar'ın seksle olan bu ilişkisini sosyolojik açıdan ayrıca incelemek gerek. Bu şaşırtıcı rahatlık, kadının genlerindeki yüzlerce yıllık geyşa bilgisinden mi geliyor? Erkeğe hizmet etme düşüncesiyle barışık olma halinden gelen bir rahatlık mı acaba? Erkeklerin hoşuna giden tam da bu mu yoksa? Bu kadar geleneksel bir toplumun bu kadar rahat bir seks algısının olması tuhaf bir ikilem. Tuhaf ama sağlıklı. Seks kelimesini duyduğumuz an devekuşu gibi kafasını gömen bizlerden çok daha sağlıklı... Seksi konuşuyorlar, düşünüyorlar, bara gidip inceliyorlar, deniyorlar, tartıyorlar... Kadınların zevk almasına çalışıyorlar. Çünkü ancak tatmin olmuş bir kadın mutlu ve sağlıklıdır. Ve erkeğine de zevk verir, onu tatmin etmeye çalışır. Sağlıklı bir toplumda seks "yok" olamaz, seks vardır, bağıra bağıra vardır hem de! Konuşarak, tartışarak, dokunarak vardır hem de. Öyleyse haydi herkes Orgazm'a!

 

1 Ekim 2012 Pazartesi

Oral Seks mi Belsoğukluğu mu?

Yeni araştırmalara bakılırsa artık oral seks sırasında da prezervatif kullanmak gerekiyor. Peki ya kaçımız korunuyoruz? Oral seks sırasında değil, birleşme sırasında kaçımız korunuyoruz?..
Kendi imkanlarımla yaptığım mini ankete göre % 58'imiz "Allah'a emanet" % 5'imiz prezervatif kullanıyor, % 10 ilaç kullanıyor, kalanı da "geri çekilme" tabir ettiğimiz, yöntem sayılamayacak yolu seçiyor.
Biz daha prezervatifi birleşirken kullanmaya bile alışamamışken, oral seks sırasında kullanmamızı beklemek mucize olur, kabul. Ancak, AIDS ve benzeri hastalıklardan korkmuyor muyuz cidden?
Bu yazıyı okurken tüm bu sorular aklıma üşüştü ve bloguma bir not düşmek istedim... Çünkü bence hepimizin hiç olmazsa bir dakika oturup düşünmesi gerekiyor. Cidden bu kadar korkusuz muyuz yoksa bu kadar cahil miyiz?..



(Oral seks iki cins için de mümkün olduğuna göre Kadın prezervatifini de kullanmayı öğrenelim...)

22 Ağustos 2012 Çarşamba

KADIN VE YOKOLUŞ



Yemenli fotoğraf sanatçısı Boushra Almtawakel'in "KADIN VE YOKOLUŞ" adlı çalışması. Fazla söze gerek yok!..