cinsellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cinsellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2014 Cuma

Seksin Uzmanları- Masters of Sex

Seksi bir bilim dalı olarak kabul etmek ve anlamak... 
Bugünün dünyasında (ve hele ülkemizde) hala büyük tabu olan cinselliğin kimyasını anlamak için yola çıkan Dr William Masters, çalışmalarına 1957 ABD'sinde başlamış. Elbette önüne birçok engel çıkmış. Bir üniversite hastanesi olan Washington Üniversitesi Jinekoloji Bölümü'nde çalışan Dr Masters'ın, konuyla ilgili araştırma yapmak için gerekli tesis ve fonu bulması, baskılar ve ayıplamalar nedeniyle zorlaştırıldıkça doktor yan yollara sapmış. Genelevlerde fahişeler üzerinde araştırmalar yapmış, kendi asistanı (ve daha sonra araştırma ortağı) olan Virginia Johnson ile bizzat seks yaparak, istatistiksel bulguları kaydetmiş. 
Şu sıralar Masters of Sex adıyla yayınlanan dizinin gerçek öyküsünün özeti böyle. Diziyi daha fazla anlatıp büyüsünü bozmak istemem, iyisi mi kendiniz izleyip görün...
Beni asıl etkileyen, bunca zorluğa rağmen pes etmeyen bu iki insanın azmi. Cinselliği, yemek içmek gibi doğal görmek ve bilim olarak kabul etmenin gerekliliğini, bedensel diğer tüm hastalıkların incelenip, cinsel hastalıkların yok sayıldığı bir ortamda cinsel hastalıkların varlığının konuşulmasına ön ayak olmak, homoseksüelliğin araştırılması ve daha benzer pek çok husus... 
Basmakalıp çoğunluktansa, değişim ve gelişim için gerekli olan hep bu tür insanlar! İhtiyacımız daha çok Dr Masters'lar, Virginia Johnson'lar... 




15 Haziran 2013 Cumartesi

IMAGINE- HAYAL ET

Gezi Parkı Direnişi'nden önce yazıyor olsaydım bu yazıyı, John Lennon'ın bu sözleri pek çoğumuza ütopik, romantik, melankolik gelirdi. Oysa şimdi son derece mantıklı, olası ve hatta Başbakan'ın dediği gibi, ideolojik geliyor! Fazla söze gerek yok; bu şarkı zaten hepsini anlatıyor...



Imagine there's no heaven
Cennet olmadığını hayal et

It's easy if you try

Denersen, kolay olduğunu göreceksin

No hell below us
Altımızda cehennem yok

Above us only sky
Üstümüzde yalnızca gökyüzü

Imagine all the people
İnsanların sadece bugün için yaşadıklarını

Living for today...
HAYAL ET

Imagine there's no countries
Ülkeler olmadığını hayal et
It isn't hard to do
Bunu yapmak zor değil
Nothing to kill or die for
Öldürmek veya ölmek için bir sebep yok 
And no religion too
Veya dinler... 
Imagine all the people
Bütün insanların bir arada
Living life in peace...
Barış içinde yaşadığını HAYAL ET
You may say I'm a dreamer
Bir hayalperest olduğumu söyleyebilirsin
But I'm not the only one
Ama yalnız değilim
And the world will be as one
Bir gün senin de bize katılacağını umarım
I hope someday you'll join us
Ve tüm dünyanın Bir olacağını

Imagine no possessions
Mülkün var olmadığını hayal et
I wonder if you can
Yapabilir misin merak ediyorum
No need for greed or hunger
Açgözlülüğe ve açlığa gerek yok
A brotherhood of man
İnsanların kardeşliğini hayal et
Imagine all the people
Tüm insanların bütün bir dünyayı paylaştığını

Sharing all the world...
HAYAL ET




16 Kasım 2012 Cuma

Travmalarımız ve Biz


Kadın-erkek ilişkilerinde, yetiştirilmenin önemi büyük. "Erkekler şöyledir, onlara böyle davranmak gerekir" ezber kalıplarıyla büyütülen kız çocukları, "hemen yatmayayım da hafif kadın gibi görünmeyeyim", "bu gece vermeyeyim de görsün bakalım bana kötü davranmak nasıl oluyormuş", "erkek değil mi, en iyisi bile aynı" davranış biçimlerinin dışına çıkamaz. Benzer öğretilere elbette ki erkek çocuklar da maruz kalır, sözüm yalnızca kadınlara değil. Çocukken anne-babasının ilişkisinde gördüğü her türlü olumsuzluk büyüyünce kişide farklı arazlar çıkartır çünkü çocuk gözüyle iliklerine kadar yerleşen bu travmalar, o daha farketmeden iyi-kötü algısını oluşturmuştur çoktan... Aldatılan bir annenin çocuğunun yetişkin olduğunda eşine kolayca güvenememesi, özellikle kadınların kavga sonrasında sevişmek istememesi bu ve benzeri nedenlerden kaynaklanır. Cinsel hayatını, dahası genel olarak hayatını, düşünce yapısını, algısını değiştirmek için kişilerin öncelikle bir sorunu olduğunu farketmesi ve kabul etmesi gerekir. Bu, okunduğu kadar kolay bir olgu değil. Öncelikle, şunu farketmek lazım: kimse durup dururken "ben yanlış düşünüyorum, düşünce kalıplarımı kırmam lazım" demez. Herkes, kendi bildiğinin doğruluğuna inanır. Kendinin dışına çıkıp düşünmek, pek olası değildir ve bu tür durumlarda dışarıdan destek gerekebilir. Kavga sırasında eşlerden gelen bu gibi "tavsiyeler" objektif algılanmayacağından, bunlar ancak arkadaşlardan veya psikolojik danışmanlardan gelebilir. Ülkemizde maalesef psikologa gitmek gurur meselesiyle eşdeğer olduğundan, "durup dururken" psikologa gidilmediğinden, geriye sadece arkadaşla, eş dostla yapılan sohbetler kalıyor ki, bunların faydası tartışılır. Neticede karşımızdaki de çocukluğundan kendi travmalarıyla bugüne gelmiş biri değil mi? Tam bir "körler sağırlar sofrası".

 
 
Bu yazıya başlarken kafamda çok farklı bir konu vardı, şöyle ki; "etrafında pek çok kadın olan erkekleri kıskanmaya gerek var mı?.." Ancak yazarken farkettim ki o yazıyı yazmadan önce tartışılması gereken başka konular var. Anlayacağınız, bu yazı, diğerlerine altlık yapmak amacıyla yazılmıştır. 

14 Ekim 2012 Pazar

Orgazm Bar

Boşuna demiyoruz şu Japonlar bir acaip diye... Striptizli Haber Programı'ndan sonra şimdi de Kadınlara Özel Mastürbasyon Bar açmışlar Tokyo'ya. Japonya'da bir ilk; hatta yanılmıyorsam dünyada da benzeri yok. Duvarlarda vibratörler asılı, seç beğen al. Kadınlar bara tek veya gruplar halinde gelebiliyor ancak erkekler, yanlarında kadın olmaksızın giremiyorlar buraya. Kapıda güvenliği de polis sağlıyor. Yani Japonya cinsel devrim konusunda bize yine tur bindirdi! Devlet destekli seks konusunda 2-0 olduk! Biz daha mastürbasyonu kendi aramızda konuşamazken, "ne mastürbasyonu?! yok ben yapmıyorum" derken, adamlar kadın rahatlasın diye bar açmış, her renk ve çeşit vibratörü duvarlara dizmiş, içkileri yudumlarken bir yandan da yeni çıkan modelleri inceleyip deniyorsun.



Japonlar'ın seksle olan bu ilişkisini sosyolojik açıdan ayrıca incelemek gerek. Bu şaşırtıcı rahatlık, kadının genlerindeki yüzlerce yıllık geyşa bilgisinden mi geliyor? Erkeğe hizmet etme düşüncesiyle barışık olma halinden gelen bir rahatlık mı acaba? Erkeklerin hoşuna giden tam da bu mu yoksa? Bu kadar geleneksel bir toplumun bu kadar rahat bir seks algısının olması tuhaf bir ikilem. Tuhaf ama sağlıklı. Seks kelimesini duyduğumuz an devekuşu gibi kafasını gömen bizlerden çok daha sağlıklı... Seksi konuşuyorlar, düşünüyorlar, bara gidip inceliyorlar, deniyorlar, tartıyorlar... Kadınların zevk almasına çalışıyorlar. Çünkü ancak tatmin olmuş bir kadın mutlu ve sağlıklıdır. Ve erkeğine de zevk verir, onu tatmin etmeye çalışır. Sağlıklı bir toplumda seks "yok" olamaz, seks vardır, bağıra bağıra vardır hem de! Konuşarak, tartışarak, dokunarak vardır hem de. Öyleyse haydi herkes Orgazm'a!

 

27 Mayıs 2012 Pazar

Kaltaklar Birleşin

Kaltaklar birleşin! slutsunite.org (kaltaklar birleşin) adlı site der ki;

"
Seksin yalnızca çocuk yapmaktan daha fazlasını ifade ettiğine inanıyorum!
Seksin insan hayatının eğlenceli, sağlıklı ve temel tecrübelerinden olduğuna inanıyorum!
Doğum kontrolünün, olgun, medeni toplumların önemli sorumluluklarından olduğuna inanıyorum!
Ve tüm bu inançlarım beni insanların gözünde kaltak yapacaksa, öyleyim.
Kaltak arkadaşlarımla birlikte ayakta duracağım, şimdi ve daima.
"

Kaltaklar birleşin! Bu yemine siz de katılın! Bedenimize, cinselliğimize, kürtaj hakkımıza sahip çıkalım! Şimdi ve daima!

(ek: Bu yazıyı yazdıktan sonra farkettim ki Dokuz Köyü Terk Eden Kadın 'ın blogunda
SlutsUnite.org Mart'ta yayınlanmış. SlutsUnite'ı nereden bulduğumu hatırlamadığım için kendisinden özür dilerim, belki de oradan görüp unutmuş olabilirim. Bu vesileyle Dokuz Köyü Terk Eden Kadın 'ın blogunu da tavsiye ederim.)

Kamu Malı Değilim

Başbakanımız kürtaj ve dahi sezaryene savaş açtı; kürtaj cinayetmiş, sezaryen günahmış, zulümmüş! Peki ya istenmeyen gebelikler? Tecavüze uğrayan N.Ç.ler? Çocuk bakmaktan hayata karışamayan çocuk anneler? Onlara yazık günah değil mi? Taciz, tecavüz bir yana, cinselliğini yaşayan her kadın anne olmak zorunda mı? Bu işin sonu, "evli değilsen, seks senin neyine?"ye gitmiyor mu?! Gitti bile. Evli olmayan kadınların cinsel hayatının olması düşünülemez bile. Bekar olup da seks yapan kadın ya orospudur, ya da orospu!
İmam osurursa cemaat ne yapmaz? Faruk Mercan da "Kadın, çocuk doğurma kapasitesi itibariyle topluma aittir. Yaratılış kanunu..." buyurdu twitter'da. Konuyla ilgili Sibel Üresin'in değerli yorumlarını bekliyorum, ondan henüz bir duyum alamadık.
3 çocuk mevzusu yeni değil, bunu epeydir duyuyoruz ancak bu iş epey ciddi bir hal almaya başladı. Kadın toplum örgütlerinin konuyla ilgili tepkileri olacağı kesin; umarım sesimizi yeterince duyurabilir, geri adım atmalarını sağlayabiliriz zira bu gidişin sonu iyi değil!..

3 Aralık 2011 Cumartesi

Gay Bir Erkekle Hetero Bir Kadın

Olabilir mi? Oldu! O güne kadar bildiğim tüm doğrular yıkıldı! Her şey O'nun "çok güzel bir kadınsın" demesiyle başladı... Gururum okşandı, teşekkür ettim... Gay olduğundan öylesine emindim ki, konunun hiç üzerinde durmadım. Gel zaman git zaman iltifatların "şiddet"i arttı, "sana bayılıyorum, beni niye ciddiye almıyorsun"lara kadar geldi. Aklım çelindi, acaba gay değil miydi? Gay bir arkadaşıma sordum, "sence o da gay mi?", "tabi ki gay!" dedi. Diğer taraftan O, eski kız arkadaşlarını anlatmaya devam ediyordu...
İçkiliydim, yalnızdım, şefkate hasrettim, kırılgandım. Teklifini kabul ettim, evine gittim. Ve O'nunla seviştim! Üstelik defalarca. Üstelik bir başka gün tekrar, ve sonra tekrar, ve sonra...

Modern insan, şehirli insan, doğadan kopuk insandır. Çok şey bildiğini sanır. Ve çok yanılır! Mesela gay kimdir? Kibar jestleri, abartılı mimikleri olan bir adama bakar bakmaz "bak bu da gay" demek doğru mudur? Bazen bir el hareketi, bazen bir bakışla bir insanın gay olduğuna inanmak, hatta emin olmak... Neye göre veriyoruz bu kararları? Kaçımız kararlarında doğru? Hem bazen insan kendine bile itiraf edemezken, kendi bile kendi arayışının farkında değilken...

Hem acaba gay/biseksüel bir erkekle yatmak, heteroseksüel bir erkekle yatmaktan farklı mıdır fiziksel anlamda? Enerji alışverişi anlamında? Kadınla erkek ying'le yang'se, artı ile eksi ise, kadının kadınla yatması, kadının homoseksüel bir erkekle yatması, erkeğin erkekle yatması beden ve ruhta ne gibi farklar yaratır kadın-erkek birleşmesine göre? Yoksa bunlar da modern karmaşanın yanlış bilgileri mi?

Kaçımız bildiklerinden emin?..

29 Mayıs 2011 Pazar

Kadın İsterse



Fransız filmleri Kinder sürpriz yumurta gibidir; içinden ne çıkacağı hiç belli olmaz. Bazen eline yüzüne bulaşır, bazen de şaşırtıcı şekilde iyi çıkar. Hoş, Michel Gondry ve Luc Besson filmleri genelde iyi çıkıyor ama koca sektörde sadece iki ismin filmlerini beğenerek "Fransız filmlerini seviyorum" demek pek iddialı olur.
Her neyse, bu akşam Kadın İsterse (Potiche) filmini izledim ve sevindirici bir şekilde film çok iyi çıktı! Filmi seyretmeyi düşünenler, merak etmeyin, filmi anlatmayacağım. Ancak film pek çok açıdan o kadar eğlenceli ki, bahsetmeden edemeyeceğim.
Bir kere film 1977 Fransa'sında geçiyor. Kılık kıyafet, mekanlar, müzik çok güzel. Kadın- erkek ilişkisi çok iyi işlenmiş. "Ev süsü" olmaktan bıkmış bir kadın, kocasının işini devralıyor ve işleri "adam gibi" değil, "kadın gibi" yapıyor, sorunları "kadın gibi" çözüyor. Çok da güzel yapıyor. Ezilen, hor görülen, kötü davranılan bir eş olmaya yıllarca boyun eğen bir kadının kabuğunu kırmasını izliyoruz ama bunu öylesine zarif ve zorlamasız yapıyor ki cidden "Kadın İsterse" diyorsunuz seyrederken. Kadın isterse, içindeki potansiyeli çıkartıp kendini müthiş değiştirebilir, dönüştürebilir, geliştirebilir. Filmi henüz seyretmemiş olanların keyfini kaçırmamak için detay vermek istemem ancak filmdeki "kurban" olarak görünen kadının seks konusunda da ipleri eline aldığını görmek, filmi daha da keyif katıyor diyebilirim.
Film 1977'de geçmesine rağmen hiç demode değil. Biz, özellikle Türkiye'de, hala bu konuları konuşuyoruz. Kadının, kendi hayatının kontrolünü eline alması, ekonomik bağımsızlığını elde etmesi ve toplumda üretici olarak aktif rol alması ve dahi cinselliğini istediği gibi yaşaması, kendine olan özgüveni ve duruşuna sahip çıkışını seyretmek çok keyifliydi. Seyredin ancak yalnızca seyretmekle kalmayın, üretime, cinselliğe, kendi duruşunuza seyirci kalmayın; aynı zamanda aktif rol alın!

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Savaşma Seviş!

Yazımı Zigot'un bu yazısını okuduktan sonra, yorum olarak yazmıştım. Ancak konunun tekrar tekrar tartışılmasına taraftar olduğum için, yorumumu bir de buradan yayınlamak istedim.



Kadın varoluşu olsun, erkek varoluşu olsun hatta basitçe varoluş olsun, her türlü farkındalık önce soru sormakla başlar; NEDEN. Neden doğdum, neden bulutlar var, neden yağmur yağıyor, neden varım...
Aslında bu çok uzun konuya mümkün olduğunca kısa cevap vermeye çalışacağım ancak bu yazıdan bir değil, birkaç konu çıkar aslını istersen.
Birşeyi FARKETMEK için önce soru işaretinin olması lazım. Düşüncenin oluşması ancak bu şekilde mümkün.
Kadın farkındalığı nedir? Ben kadınım demek yeterli mi? Birçok kadın, "ne yani, tabi kadınım, ne biçim soru ki bu şimdi" diyip geçiyor. "Memelerim var, vajinam var, kadınım işte, farkındayım..."
Öncelikle farkındalık öyle birşey değil. Kadınlığının farkında olmak, ona sahip çıkmak demek, kadın olarak kendinle barışık olmak, bedeninle barışık olmak, cinselliğinden utanmamak, erkeklere karşı 1-0 mağlup hissetmemek, kendini ezdirmezken bir yandan da erkeklerle savaş halinde olmamak ve daha buna benzer pek çok olguyu içerir.
Kadınlığına sahip çıkamayanların bir kısmı elbette ki coğrafi ve sosyoekonomik nedenlerden ötürü başaramıyorlar bunu ancak büyük çoğunluğun nedeni bu değil. Eğitimli, sosyoekonomik durumu iyi pek çok kadın da kadınlığının farkında değil. Kadınlığı süslenip erkeğe şımarıklık yapmak, "gösterip vermemek", erkeği kıskandırmak, "kadınlığını" kullanıp koca avlamak sanıyorlar. Kadınlığının farkında olmak, hele hele kadınlığına sahip çıkmak bu değil!
Değişim için hem kadına hem erkeğe ihtiyaç var. Yin- Yang gibi, kadının erkeği, erkeğin de kadını tamamlamasına ihtiyaç var. Gerçek kadın, erkeği, gerçek erkeği düşman olarak görmez. Gerçekten erkek olan erkek de gerçek kadına, kadının hak ettiği sevgi ve saygıyı gösterir. Elbette ki burada bahsi geçen GERÇEK KADIN ve GERÇEK ERKEK, varoluşunun farkında, cinselliğinin farkında, kendiyle barışık KADIN ve ERKEKtir; kadıncıklar ve polat alemdarcıklar değil!
Değişimin mümkün olması ilk olarak kadınların değişimiyle mümkün çünkü;
Doğa dişidir, değişim kadın ile mümkündür. Kadın, varoluşu gereği, aylık periodu gereği, sürekli değişime uğrar, evrilir. Değişime ayak diremek yerine değişime ayak uyduran, kendini ve değişimini kabul eden, kendini doğal akışa bırakan kadın, değiştikçe, geliştikçe, onunla birlikte olan erkek de değişir ve gelişir.
Tüm bunların altında daha pekçok alt başlık var. Yorumumun başında dediğim gibi, bu yazıdan pek çok yazı çıkartılabilir. Ancak asıl anafikir bence; değişim için kadın ve erkeğin çatışmasına değil, birlikteliğine ihtiyaç var!

18 Şubat 2011 Cuma

Bencilliğin Erdemi

Sekste bencil olmak gerekir! Hatta sadece sekste değil, her konuda bencil olmak gerekir!
Yazıya bu şekilde başlayınca eminim bunu okuyan pekçok insan hemen "yok artık! olur mu öyle şey?" dedi. Öncelikle bencilliğin tanımını yapalım o halde. Bencillik, "ben olmak"tır. Doğduğumuz andan itibaren, hatta anne karnındayken, içgüdüsel olarak, yaşamımızı sürdürmek için, bize faydalı olanın peşine düşeriz. Anne karnındayken, anneden beslenerek büyür, doğduğumuzda meme emer, her türlü derdimizi anlatmak için ağlayarak kendimize yardım- fayda sağlarız. Büyüdüğümüzde de durum farklı değildir, hayatta kalmak için, kendi faydamız için mücadele eder, kendimizi tatmin etmek için çabalarız. Bu, her konuda böyledir. Sevdiğimiz, tutku duyduğumuz şeylerin peşine gideriz. Kendimizi "ben" olarak var etmenin adıdır bencillik. Türkçe'de nedense olumsuz olarak kullanılan bu kelime, "çok bencilsin, sadece kendini düşünüyorsun" lafları, kendimizi suçlu hissetmemize neden olur. Oysa "ben"i düşünmenin neresi yanlış?
Önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi, bedenlerimizi tanımıyor, seks sandığımız birşeyler yapıyoruz el yordamıyla... Birçok kadın daha aynada kendi cinsel organına bile bakmadan, mastürbasyon yapmadan, erkeğe zevk vermekten bahsediyor. Hoş, sözüm sadece kadınlara değil. Kadın erkek pek çoğumuz cinselliği git-gel'den ibaret sanıyor. Hanımlar, beyler, derdini söylemeyen derman bulamaz! Cinselliği konuşmadıkça, tartışmadıkça, nelerden hoşlandığımızı, neleri sevmediğimizi söylemedikçe yatakta mutlu olamayız. Dahası, bunları konuşacak mertebeye gelmemiz için öncelikle nelerden hoşlandığımızı, nelerden hoşlanmadığımızı bilmemiz gerekir. Bedenimizi tanımamız, kendi cinselliğimize sahip çıkmamız, mastürbasyon yapmamız, kendimizle iletişime geçmemiz gerekir. Dokunmakla ellemenin farkını bilmemiz, gerçek "ben"i keşfetmemiz gerekir.

"Partnerimin zevk alması bana da zevk verir" diyenler olacaktır muhakkak, buna bir itirazım yok. Partnerimin gözlerinde zevk pırıltısı görmek beni de şevklendirir. "Partnerini boşver, kendi zevkine bak" demiyorum kuşkusuz. Bencillikten kastım bu değil! Benim derdim, seks sırasında tamamen partnerinin zevkine odaklananlar. Karşınızdakine zevk vermeye odaklanırken, kendi bedeninizi ihmal etmeyin!
Erkeğine zevk vermek isteyen kadın! Kadınını Nirvana'ya ulaştırmaya çalışan erkek! Partnerimi uçuracağım diye çabalarken kendi bedenine ihanet ediyorsun!

(Bencilliğin Erdemi- Ayn Rand Plato Film Yayınları)

7 Şubat 2011 Pazartesi

Vajinanı Penisleyeyim!

Epeydir blog okumaya meraklıyım, yazmaya yeni başlasam da...
Bayağı sağlam yazarlar var, büyük keyifle okuduğum. Kalemleri de sıkı, düşünceleri de. Çok zeki yazılar var, hele seks hakkında yazılar yazan birkaç yazarı büyük takdirle okuyorum ve bu kadar özgür düşünenler olduğunu gördükçe seviniyorum, umutlanıyorum...
Yalnız biraz canımı sıkan bir konu var, küfür. Evet arkadaş, çok fazla küfür var ortamda. Şimdi bu da nereden çıktı diyenlerinizi duyar gibiyim. Hatta bunu fazla naif bulan, beni muhallebi çocuğu zanneden ve dahi "o zaman seks bloglarında işin ne" demeye kadar götürenler oldu işi kesin. Dur, hemen hüküm vermeden önce yazıyı okumaya devam et hele bir...
Bu, göründüğünden daha karmaşık ve önemli bir konu. İlk yazımdan itibaren anaerkil toplum, kadın bedeni, bedenini tanımak, bedenini sevmek, cinsellikte genel kanılar, tabular vb. noktalara değindim, değiniyorum. (Beni, fikirlerimi tanımak isteyenler, bu yazıyı ve bir de bunu  okuyup, bu satırlara daha sonra tekrar dönerlerse daha anlamlı olur). Bedenimiz, dünyanın en önemli ve en güzel hazlarını yaşamamız için gerekli olan araç. Bu evrende bedenimizle varız, dünyayı algılayışımız 5 duyumuz sayesinde ve çok büyük bir çoğunluğumuz bedenini tanımıyor bile. Aynada amını inceleyen kaç kadın var, haydi dürüst olun.
Bedenimizi tanımadan, zevk almamız mümkün mü? Değil karşındakine zevk vermek, daha kendi bedenine yabancısın. Sen kendini tanımazken, onun seni tanıyıp, doğru algılayıp, sana zevk vermesini beklemen ne kadar reel? Bedenlerimiz bizim kutsal mabedimiz ve biz onun her santimetrekaresini tanımak, sevmek, ona sahip çıkmak zorundayız.
Farkında olmadan, erkekler dünyasının oyununa geliyoruz kızlar. Bizi domine etmeye çalışan, baskı kurarak susturmaya çalışan, ataerkil düzeni sağlamaya çalışan erkeklerin ekmeğine yağ sürüyoruz küfrederek farkında bile olmadan.
Bedenlerimizden utanıyor, organlarımızın gerçek isimlerini kullanmıyoruz! Am yerine vajina, sik yerine penis diyoruz! Seks sırasında, o en özel, en güzel anlarda "sik beni" dediğimizde, seksin tam da kendisinden bahsediyoruz aslında, bu bir küfür değil, o an yapılan fiziksel aktivitenin ta kendisi. Adam sikini senin amına sokuyor, "amını istiyorum" diyor, sen de ona "sik beni" diyorsun. Buna itirazım yok, bilakis, doğrusu tam da bu.
Fakat aynı adam bunu yatak dışında kullandığında "amını sikeyim", hatta "ananı sikeyim", " bacını sikeyim" dediğinde, seksin tüm kutsallığını yerle bir ediyor. Biraz önce sana "amını istiyorum, senin o güzel amını istiyorum" diyen adam, seksi, seni ve senin bedenini ayaklar altına alıyor!
Kelimeler önemlidir. Fiziksel olarak, bedenimizle var olduğumuz bu evrende, iletişimimiz de kelimelerimiz vasıtasıyla mümkün, ve tabi beden dilimizle. Bu nedenle, kendimizi karşımızdakine doğru algılatmak, anlaşılmak istiyorsak, bedenimizi, beden dilimizi ve kelimelerimizi doğru kullanmamız şart.
Kadının cinsellik organının adı AM, vajina değil. Erkeğin cinsellik organının adı ise SİK, penis değil. Vajina, penis gibi tıbbi isimler, bedenimizi bizden ayrı bir organizmaymış gibi algılamamıza neden olmaktadır. Nitekim "vajinanı penisleyeyim" diye bir tabir olamaz, "amını sikeyim" olabilir ancak seksin adı. Lütfen bunu küfür malzemesi yapıp, bedenlerimizden soğumayalım!..

5 Şubat 2011 Cumartesi

Orgazm Olamayan Kadın Yoktur, Orgazm Edemeyen Erkek Vardır

Aha dedim işte! Şimdi bir kısım erkek bu başlığa sinir oldu, başka bir kısım ise "benden bahsetmiyor" diye omuz silkiyor. İndir o omzu, hepinize söylüyorum.
Yapamıyorsunuz beyler, yaptığınızı sanıyorsunuz. Biz kadınlar orgazm taklidi yapma konusunda çok ama çok ustayız. "Beni kandıramazsın, ben oradaydım, kendi gözlerimle gördüm işte, hatun titriyordu zevkten" diyorsunuz biliyorum, yalaaan, hepsi yalan!

Erkeğin egocuğu o kadar önemli ki, hele ki ülkemizde, biz kadınlar küçüklüğümüzden beri geyşalar gibi eğitim alıyoruz, aman erkeğine karşı gelme, aman ona saygı dıuy, ondan önce evde ol, onu kapıda karşıla, öyle yap böyle yap... Aman o erkektir, ona karşı asi olma... Bak hep bu uysallıktan, asi olmamaktan geliyor biliyor musun, bütün mevzu gelip buraya dayanıyor aslında. Adama karşı gelme, alttan al, pohpohla filan falan derken, kalkıp da "yine yapamadın işte, orgazm olmadım" diyemiyor kadın kısmı. Aslanım, kaplanım diyor, çok iyiydin... Beriki daha da havalanıyor, "kaç kere geldin?", kadında cevap hazır "saymadım!". Ba ba ba ba, saymamışmış, o derece diyorsun, yapma yaaa!

Ben kaç kere bilirim adam işini bitirip tuvalete gittikten sonra gizli gizli mastürbasyon yapıp 30 saniyede işimi hallettiğimi. Yok arkadaş, erkek kadını kadının istediği gibi sikemiyor! (tamam haydi istisnalar kaideyi bozmasın, o da senin hatrın için.)
 Biz kadınlar bu konuyu nasıl çözeceğiz bilemiyorum, bu konu çözülebilecek mi hiç? Çok umutsuzum bu konuda... 2011 Türkiye'sinde hala çocuklara, hatta büyüklere cinsel eğitim bile verilmiyor, el yordamıyla, arkadaştan, eşten dosttan, internetten okuduğumuz birşeyler yapıyoruz. Bloglar birazcık umutsuzluğumu gideriyor, bu konuyu tartışan birkaç birileri varmış, yalnız değilim diyorum ama biz de kendi kendimize söyleyip kendi kendimize okuyoruz. Dışarıda kaç milyon adam var, onları nasıl "adam" edeceğiz?
(Bu konuda daha yazacak çok şey var ama şimdilik diyeceklerim budur.)

4 Şubat 2011 Cuma

Aldatmak...

Aldatma konusunu daha sonralara ertelemeyi düşünüyordum aslında, bugün yazacağım konu farklıydı ancak medyadaki Defne Joy'un ölümü ve ardından yazılanlar beni bu konuya itti.
Defne Joy hakkında yazmayacağım, konu çok fazla yazıldı çizildi zaten. Defne sadece bu konunun esin kaynağı oldu.

Siz hiç aldatıldınız mı? Ben aldatıldım. Pek hoş birşey değil... Peki ya siz hiç aldattınız mı? Ben çok aldattım, hem de birçok sevgilimi...
Bunu gururla söylüyorum demeyeceğim ancak bunu utanarak da söylüyorum diyemem. Hele ki pişman hiç değilim. Anlık kızgınlıklarla, öfke nöbeti geçirip yada intikam amacıyla aldatmadım kimseyi. Sadece aldattım, hepsi bu.
Yazımın başında da dedim ya, aldatılmak çok da hoş birşey değil, evet, ama bunu birçoklarımız yaptık, yapıyoruz... Aldatılmak, bilmediğin sürece dert değil mi acaba? Yoksa asıl en fenası bu mu? Aldatılıyorsun, bunu cümle alem biliyor, ya da en azından 2 kişi biliyor (yetmez mi?), bir sen bilmiyorsun... Yok hayır, bu olmadı. Peki aldatıldığını bilmek mi iyi? Eh bu da çok tercih edilen birşey değil muhakkak. Peki o halde, sırf sevgilime karşı vicdan azabı çekmemek için kendi isteklerimden, özgürlüklerimden ödün mü vereyim? "Sırf" dediysem küçümsediğim sanılmasın ancak, haydi şimdi burada biz bizeyiz, her insan biraz bencil değil midir? Hatta bunu biraz daha ileri götürüp şöyle sorayım; sevgilime olan sorumluluklarım kendime olan sorumluluklarımdan daha mı önemli? Neticede aslolan önce "ben"sem, "kendim"sem, aslolan insanın kendine dürüst olmasıysa, burada tek bir doğrudan bahsedebilir miyiz? Aldatmak denen olgu, medeni insanların bulduğu bir icat değil mi yoksa? Monogami, tek eşle bir ömür geçirmek, evlilik vs. bunlar modern insanın dayatması değil mi?

Ahlak kuralları, etik olmak falan filan... Hepsini ben de biliyorum da, bir an için bunları bir kenara bıraktığınızda, siz de birden fazla insanla, kimseye hesap verme zorunluluğu olmadan, "aldatma" yaftası yemeden, sırf öyle istediniz diye içinizden geldiği gibi yaşamak istemiyor musunuz?
Ben aldattım, hem de çok aldattım. Sadece birkaç ilişkimde partnerimi hiç aldatmadım, daha doğrusu yan gözle bir başka erkeğe bile bakmadım. Ama bunu bilinçli bir tercih olarak, "dur bu seferkini aldatmayayım" diye planladığım için değil, içimden gelmediği için yaptım. Kim bilir, belki de aşık olduğum için, ya da belki o anki partnerimle her türlü tatmini yaşadığım için gözüm sağa sola kaymadı. Evet sanıyorum böyle oldu. Birlikte olduğum adam beni ruhen, manen, fiziksel olarak, her türlü paylaşımda doyurduğu için başkalarını görmedim bile.
Aldattığım anlarda peşinden koştuğum duygu hep heyecan, adrenalindi. Evet, benim aldatma nedenim bu. Herkesin nedenleri farklı olabilir, benim anahtar kelimem adrenalin. Sevgilimde bulamadığım adrenalin duygusunu başka yerde tatmin ettim zaman zaman. İlişkiyi zinde tutmak için, sevgilimle farklı heyecanlar mı denemeliydim? Belki... Ama ben ikinci yolu seçtim. Gurur duyuyor muyum? Aferin bana diyemem... Pişman mıyım? Asla!

31 Ocak 2011 Pazartesi

Kutsal Fahişeyim Çünkü...

"Çünkü ben ilk ve sonum
Onurlandırılan ve aşağılananım
Ahlaksız ve kutsal olanım
Zevceyim ve bakireyim
(Anne) ve kızım
Annemin uzuvlarıyım...
Anlaşılamayan sessizlik
ve sık sık hatırlanan düşünceyim

Tınısı çok katlı o ses
ve görünüşü çoklu o sözüm
Kendi adımın dile getirilişiyim"
"Kutsal Fahişe", Nancy Qualls-Corbett, Tavanarası Yayıncılık

Kendimi bildiğimden beri sekse merakım vardı. Mastürbasyona 6 yaşında başladım... İlk pornomu 7 yaşında seyrettim, tesadüfen de olsa... Bedenimi severim; ona bakmayı, onu aynada incelemeyi, kendimi okşamayı, öpmeyi... Onu iyi tanırım, tepkilerine önem verir, dikkat ederim, onu dinlerim...

Kutsal Fahişe adını seçtim çünkü kadın bedeninin, erkeğinkinden daha gizemli olduğuna inanıyor, cinsellikte günümüzdeki genel kanıların (erkeğin etken, kadının edilgen oluşu, seksin kadınlar tarafından istenmesinin ucuz, günah vs. oluşu, Bakire Meryem vb. birçok safsata)  çoğunun yanlış olduğunu düşünüyorum.

Anaerkil toplumlarda Kutsal Fahişe tapınılan bir varlıkken günümüzde hor görülmektedir. Ataerkil topluma neden geçildiği hem çok uzun hem de fazla ciddi bir konu olduğu için, bunu burada tartışmayacağım, en azından şimdilik... Hemen yeri gelmişken, bu yazıyı hala okumakta olan siz okuyucuya küçük bir iki açıklama; öncelikle, feminist değilim, feminizme inanmam, kadınların veya erkeklerin birbirinden üstün olduğunu değil, tamamlayıcı olduklarını savunurum. İkincisi, bu fazla ciddi girizgah sizi ürkütmesin, şimdiden sonra anlatacaklarıma altyapı sağlamak için biraz detaya girmem gerekti, hepsi bu...

Kutsal Fahişe kitabını ilk gördüğümde, "işte yıllardır aradığım tanımlama" dedim, evet ben bir kutsal fahişeydim. Küçükken fahişelik mesleğinin, hem seks yapıp, hem de üstüne para almanın muazzam bir fikir olduğunu düşünürdüm. İlk okul yıllarımda mastürbasyon yaparken ya fahişe yada playgirl olduğumu hayal ederdim. Toplum baskısı ve daha pek çok nedenle pratikte bunun pek de mümkün olmadığını artık bilsem de, özünde bu düşüncede bir kadınım.

Erkeklerin "boyunu ölçme" ile derdi olduğu gibi benim de "derinlik ölçme" derdim vardı küçükken. Nihayet bir gün merakıma yenilip elime geçirdiğim bir kalemi sokabildiğim kadar derine sokup derinliğimi ölçmüştüm. Ve tabi bekaretimi (ne çirkin tanımlamadır bekaret) bu şekilde kaybettim. Kasıtlı bir hareket değilse de, isabet olmuş.

İlk cinsel ilişkimi yaşadığımda 18'dim. Hem çok merak ediyor, hem de çok geriliyordum. Sevgilimle hep bir noktaya kadar gelip, iş benim donumu çıkarmaya geldiğinde duruyorduk. Bir yandan gerilirken, bir yandan da kendime müthiş kızıyor, kendime yediremiyordum. "Ben bile bunu mesele ediyorsam, seksi iyice tabulaştıranlar neler yapıyordur" diye de düşünüyordum. Burada tabi "ben bile" derken ukalalık yapmaya çalışmıyorum, seksi çok küçük yaştan beri merak eden, istekli bir genç kızın bile ne gibi korkular yaşadığının altını çizmeye çalışıyorum.

Çok fazla adamla birlikte oldum, çok fazla şey denedim, zamanla hepsini anlatacağım. Şu an için söylemek istediğim şey, tabuları kırmak zor... ama imkansız değil. Bu blogu oluşturmamın temel nedeni, konuşulmayanı konuşmak, paylaşılmayanı paylaşmak, farklı görüşler, yorumlarla karşılaşmak, tartışmak, yalnız olmadığımı (yada belki yalnız olduğumu) kendime göstermek.

Günlük aptal konulara saatlerce kafa patlatan ey insanoğlu, günde birkaç dakikanı seksi anlamaya ayırsan- seks zannedilen gel-gitler değil, gerçek seksten bahsediyorum- daha rahat, daha özgür olacaksın inan.