aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2011 Çarşamba

Bir Bedende Kaç Kadın?..

Blogun ilk yazılarında bahsettim; birçok dilden, dinden, burçtan, sünnetli sünnetsiz adamla oldum, hepsini zamanla yazacağım dedim. Dedim demesine de, bunları yazmamın bir anlamı olsun istedim. "Seks anısı" olmanın ötesinde bir anlamı olsun. Belli bir konuyu tartışmak veya bir duygumu paylaşmak veya... Ama her durumda, yazılarımın bir anlamı olsun.
Son zamanlarda hayatımı sorgular oldum. Çok sıkıntılı birkaç gün geçirdim, doğum sancısı gibi. Kendimi kapattım, asosyalleştim, keyifsizleştim.
Dönem dönem yaparım böyle. Bir düşünce gelir önce, sonra bir sıkıntı. Bilirim ki bunun sonunda yeni bir"ben"i keşfedecek, yeni bir kat deri atacağım. Anka kuşu gibi küllerimden doğacağım. Öldürmeyenin güçlendirdiğini bildiğimden sabırla bekler, kendimi bırakırım. Sıkıntımı görmezden gelmek yerine, dibine kadar gider, çıktığımda en dipten geri çıkarım.
Birkaç gündür bir anlam arıyordum, beni hayata rutinle değil, tutkuyla bağlayacak bir anlam. Sihirli kelimeyi bulmak gerekiyordu kilidi açmak için. Çocukluğuma kadar gittim, evre evre baktım kendime. Çocuk halim, ergen halim, genç kız halim, kadınlığımı ilk keşfettiğim yıllar ve bugün... O zaman da bu kadar rutin miydi yoksa yılların yorgunluğu mu çökmüştü üstüme?
İlişkilerim açısından düşündüğümde aslında başlarda daha rutindim, ilişkiye bir başladım mı yıllarca sürdürüyordum.
Sonra trak! Bir yerlerde bir kırılma yaşandı.Ne olduysa o ilişki böceği kadın bir anda çift dikiş gitmeye başladı. Kaybettiğim yılları mı dolduruyordum, beceriksiz adamları mı buluyordum, tatminsiz olduğumdan mı aldatıyordum, aldatmanın adrenalinine mi bağımlı olmuştum?.. Tam bilmiyorum. Aldatmadan rahat etmiyordum... Biriyle yatıp, biriyle kalkıyordum. Gecelik ilişkilerim de vardı, düzenli "metres"lerim de...
Sonra trak! O kadın gitti, "yoruldum, artık nadasa çekileceğim" diyen bir kadın geldi. Aylarca kimseye bakmadım. Yalnızlığın keyfini çıkarttım. Kendimi dinledim, kendimle kaldım. Aşka inanmadım, aşkı aramadım.
Sonra trak! Aşık oldum. Hayatımın (meğerse) ilk ilişkisini yaşadım. Ve gerçek seksi tanıdım. Çok sevdim, hiç aldatmadım. İlişkimi baş tacım yaptım, hiç yıpratmadım. Yıpranacağını anladığım an hemen ayrıldım. Hiç pişman olmadım. Ne o gitme dedi, ne ben kalırım dedim. Beni ben olduğum için sevdi, onu o olduğu için sevdim.
Sonra trak! Bugün... Geriye bakıyorum, hiç birinden pişman değilim. Ancak, hiç biri de ben değilim... Yada hepsi benim. Şu anki ben değilse de, bir dönemin "ben"i. Zamandaki kırılmalarımdan, "trak deme" noktalarımdan oluşuyorum. Acaba bir gün birinde karar kılacak mıyım, yoksa sürekli değişime mi uğrayacağım... Bunu ben de bilmiyorum. Belki de aslolan yalnız ve sadece değişimdir...

6 Şubat 2011 Pazar

Aşk ve Seks

Kimsenin çözemediği denklem; "aşksız seks olur mu?"
Sevişmekle seks farklı şeyler midir? Hangisi neden tercih edilir, hangisi daha çok zevk verir? ...
Öncelikle aşkın tanımını yapmak lazım. Yok vazgeçtim, aşkı tanımlamayalım, herkesin aşk tanımı farklı. Mesela ben, aşkın gözü kör ettiğine inananlardan değilim. Mutsuz aşka inananlardan da değilim. Bir türlü kavuşamayan Leyla ile Mecnun'lar bana göre değil...
Bana göre, aşk varsa mutsuzluk yoktur, mutsuzluk varsa, o yaşanan aşk değildir. Muhakkak ki ayrılıklar acı verir, ama ilişki devam ettiği sürece, aşkın mutsuzluk vermesi benim kitabımda yok. Her konuda yüzde yüz anlaşamıyor olabilirsin, yüzde yüz uyum yakalamak çok zor, arada bir muhakkak fikir ayrılıkları, tartışmalar, kavgalar olacak ama sürekli bir mutsuzluğun içinde yaşamak.... bunun adı aşk değil, bana göre değil. Canını sıkan, mutsuz eden bu duygu her ne olursa olsun, bunun adı aşk değil.
Seks, sevgiliyle yapılınca illa daha çok mu zevk verir peki?
Şimdi efendim, sevdiğinle sevişmek muhakkak ki güzel. Hem karakterinden, hem sohbetinden, ilgisinden, beyninden hoşlandığın biriyle birleşmek şüphesiz ki çok güzel bir duygu. Ama her sevdiğin adamla ten uyumun mükemmel olamayabilir. Bu da kavun değil ki önceden anlayasın. Adamdan hoşlanıyorsun, tanışıyorsun, öpüşüyorsun falan filan, adını ilişki koyuyorsun, çift oluyorsun, gün geliyor yatıyorsun. Eh diyorsun, fena değil, ilk seferin günahı olmaz. Haydi bir daha deniyorsun, sonra bir daha, bir daha, bir daha... Zamanla birbirini tanıyorsun, boynundan öpülünce çok hoşuna gidiyormuş mesela, yada meğer sol başparmağını emince içi titriyormuş... Deneye deneye öğreniyorsun, zamanla birbirinden daha fazla zevk almaya başlıyorsun... Yine de birşeyler hala tam değil. Belki de hiç bir zaman da tam olmayacak ama bunu düşünmek istemiyorsun çünkü adamla yatak dışında çok iyi bir uyum yakaladınız. Birlikte olmaktan acaip keyif alıyorsunuz, aynı filmlerden, aynı yazarlardan hoşlanıyorsunuz. O da Remy Shand dinlemeyi severmiş, onun da en sevdiği şair Orhan Veli'ymiş...
Bir de adam var, daha biraz önce tanıştın. Ne huyunu bilirsin, ne suyunu. Angutun teki midir, nelerden hoşlanır, iki satır kitap okur mu, o da rock müzik dinler mi... Hiç birşey bilmiyorsun hakkında ama herifi acaip canın çekiyor. Feci bir çekim var aranızda, elektrik dedikleri bu mu acaba?.. Bir kadeh birşey içelim, dur yanağında birşey var, aha yanağına dokundu, birazdan öper de bu seni. Bir de güzel öpüyor, çok fena. Ben bunu alırım bu gece, yarın sabah allah kerim.
Kalkıp eve gidiyorsunuz elele. Kapıdan daha girer girmez yumuluyorsunuz birbirinize. Sanki seni yüzyıllardır tanıyor, tam ensemin o en sevdiğim yerinden tutuyor, hem çok tutkulu ama hem de çok aceleci değil, tam istediğim gibi... Bluzumu çıkarıyor ama sütyenime hemen davranmıyor. Hele hele memelerimi sütyenin altından mal gibi mıncıklamıyor, aferin, herif sanki aklımı okuyor! Ne zaman dominant olacağını, ne zaman benim dominant olmama izin vereceğini de biliyor bak sen!  Sabah kadar dans, dans, dans!
Şimdi bu adamla sabah kalktığında herşey mükemmel olacak diye bir garanti var mı? Yok tabi. Hatta mümkünse, dilini tutmayı başarabilirsen, hiç sohbet edip adamı tanımaya çalışma, bırak bu da böyle güzel bir anı olarak kalsın. Çünkü yatakta muazzam bir uyum yakaladınız diye illa ki hayatta da müthiş bir uyum yakalayacaksınız diye birşey yok. Yok dilini tutamıyorsan haydi bir risk al. Acaba? Ya tutarsa?
Peki ya tutmazsa? Çok aptal bir laf edip canını sıkması, seni ucuz hissettirmesi mümkün. Ya, en kötü bir iki gün üzülür, lanet eder, unuturum diyebileceksen deneyebilirsin. "Yok bu riski almak istemiyorum, kırılmaktansa, onurumla kalkar giderim, herifin adını bile sormaya gerek yok, bu da anılarda güzel bir seks olarak kalsın diyorsan", ona da peki...
Öyle yada böyle, adamın kim olduğu, ne olduğu yada olmadığını bir tarafa koyduğunda, bu Mr X bugüne kadarki sevgililerinden çok daha uyumluydu senle yatakta. Seksin en iyisi demek ki ille de çok aşık olduğun adamla olmuyormuş. Benim tecrübelerime göre böyle... Kim bilir, belki bir başkası için orgazm olmak için aşk gerekiyordur, beyni aşık olmadıkça orgazm için gerekli kimyasalı salgılamıyordur... Kim bilir...

4 Şubat 2011 Cuma

Aldatmak...

Aldatma konusunu daha sonralara ertelemeyi düşünüyordum aslında, bugün yazacağım konu farklıydı ancak medyadaki Defne Joy'un ölümü ve ardından yazılanlar beni bu konuya itti.
Defne Joy hakkında yazmayacağım, konu çok fazla yazıldı çizildi zaten. Defne sadece bu konunun esin kaynağı oldu.

Siz hiç aldatıldınız mı? Ben aldatıldım. Pek hoş birşey değil... Peki ya siz hiç aldattınız mı? Ben çok aldattım, hem de birçok sevgilimi...
Bunu gururla söylüyorum demeyeceğim ancak bunu utanarak da söylüyorum diyemem. Hele ki pişman hiç değilim. Anlık kızgınlıklarla, öfke nöbeti geçirip yada intikam amacıyla aldatmadım kimseyi. Sadece aldattım, hepsi bu.
Yazımın başında da dedim ya, aldatılmak çok da hoş birşey değil, evet, ama bunu birçoklarımız yaptık, yapıyoruz... Aldatılmak, bilmediğin sürece dert değil mi acaba? Yoksa asıl en fenası bu mu? Aldatılıyorsun, bunu cümle alem biliyor, ya da en azından 2 kişi biliyor (yetmez mi?), bir sen bilmiyorsun... Yok hayır, bu olmadı. Peki aldatıldığını bilmek mi iyi? Eh bu da çok tercih edilen birşey değil muhakkak. Peki o halde, sırf sevgilime karşı vicdan azabı çekmemek için kendi isteklerimden, özgürlüklerimden ödün mü vereyim? "Sırf" dediysem küçümsediğim sanılmasın ancak, haydi şimdi burada biz bizeyiz, her insan biraz bencil değil midir? Hatta bunu biraz daha ileri götürüp şöyle sorayım; sevgilime olan sorumluluklarım kendime olan sorumluluklarımdan daha mı önemli? Neticede aslolan önce "ben"sem, "kendim"sem, aslolan insanın kendine dürüst olmasıysa, burada tek bir doğrudan bahsedebilir miyiz? Aldatmak denen olgu, medeni insanların bulduğu bir icat değil mi yoksa? Monogami, tek eşle bir ömür geçirmek, evlilik vs. bunlar modern insanın dayatması değil mi?

Ahlak kuralları, etik olmak falan filan... Hepsini ben de biliyorum da, bir an için bunları bir kenara bıraktığınızda, siz de birden fazla insanla, kimseye hesap verme zorunluluğu olmadan, "aldatma" yaftası yemeden, sırf öyle istediniz diye içinizden geldiği gibi yaşamak istemiyor musunuz?
Ben aldattım, hem de çok aldattım. Sadece birkaç ilişkimde partnerimi hiç aldatmadım, daha doğrusu yan gözle bir başka erkeğe bile bakmadım. Ama bunu bilinçli bir tercih olarak, "dur bu seferkini aldatmayayım" diye planladığım için değil, içimden gelmediği için yaptım. Kim bilir, belki de aşık olduğum için, ya da belki o anki partnerimle her türlü tatmini yaşadığım için gözüm sağa sola kaymadı. Evet sanıyorum böyle oldu. Birlikte olduğum adam beni ruhen, manen, fiziksel olarak, her türlü paylaşımda doyurduğu için başkalarını görmedim bile.
Aldattığım anlarda peşinden koştuğum duygu hep heyecan, adrenalindi. Evet, benim aldatma nedenim bu. Herkesin nedenleri farklı olabilir, benim anahtar kelimem adrenalin. Sevgilimde bulamadığım adrenalin duygusunu başka yerde tatmin ettim zaman zaman. İlişkiyi zinde tutmak için, sevgilimle farklı heyecanlar mı denemeliydim? Belki... Ama ben ikinci yolu seçtim. Gurur duyuyor muyum? Aferin bana diyemem... Pişman mıyım? Asla!