blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2011 Çarşamba

Sanal Kimliklerimiz ve Biz

Sanal Kimlikler ve Kadınlar ve Sanal Kimlikler ve Erkekler yazısı yazıp da, bu yazıyı yazmamak olmaz. Ve işte üçlemenin sonuncusu geliyor;
Bir süredir "sanal kimlik" konusu kafamı kurcalıyor. Bu blogu açarken amacım, dışarıda  "ben" olarak, istediğim kadar rahat konuşamadığım konuları burada rahat ve özgürce konuşabilmekti. Öyle de oldu...
Ancak, sanal dünyanın da kendince sıkıntıları var. Bir kere, ne kadar isteseniz de % 100 anonim kalmak mümkün olmuyor. İlla ki birileri ile zaman içinde samimiyet kuruyorsunuz, ki bu çok doğal bir sonuç, insan olan her yerde kaçınılmaz olarak diyalog oluşuyor. Bu sefer, "e o zaman niye gizledim ki kendimi bu kadar" soruları baş göstermeye başlıyor... Dahası, bazen "çık kim olduğunu söyle, ben yazıyorum ulan bunları de" diyor bir yanım da... Hatta arkadaşlarıma "bakın bunları yazdım, ne güzel demişim değil mi?" demek... Bu, ilk yola çıkışımdaki anonim olma kararımla tamamen çelişiyor ama insan böyle birşey işte, çelişkili, ayran gönüllü, narsist ve daha birçok şey... Üstelik, bu anonim olma hali karakterimle de çelişiyor. Ben bunları açıkça konuşamayacak mıyım, güvenmiyor muyum ben kendime, bu kendini saklamak da neyin nesi diye kendimle kavga ediyorum bazı bazı...
Bu, durumun sadece bir boyutu. Daha "ben"le ilgili olan boyutu. Bir diğer boyut, daha genel bir boyut ise, sanallıktaki "dürüstlük- dürüstsüzlük". Bazılarımız dürüst olmak için anonim olmayı seçiyor burada, bazılarımız ise dışarıda yaşayamadığı hayallerini, fantazilerini burada var ediyor. Bazı erkekler kendini kadın olarak gösteriyor mesela. Bazı kadınlar kendini fettan, bazı erkekler kendini playboy... Kimsenin tercihine karışamam, öyle bir niyetim de yok. Maksadım gözlemlerimi paylaşmak. Geçenlerde Sanal Kimlikler ve Kadınlar yazıma gelen bir yorum var; şöyle demiş (athırsızı nick'li zat) "Zaten ne zaman blog okumaya başlasam kendimi Amerika'da falan zannediyorum. Herkes seks yapabiliyor, kimsenin bekaret kaygısı yok. Haydi oradan". Ben bu yorumu çok samimi buldum, zaman zaman ben de böyle hissediyorum. Burada bile, hem de gizli kimliklerle bile "ben" olamıyoruz. Çünkü beklentilerimiz var, beğenilme kaygımız var, buranın bir parçası olma kaygımız var, bir duruş kaygımız var, ismimizi ifşa etmesek de kullandığımız ismin bir duruşu olsun, o ismin beyinlerde bir cismi olsun, "kutsal fahişe" şöyle biridir densin, bir kişiliği olsun... Kısacası ismimizin altını birşeylerle doldurma kaygımız var.
Bir diğer boyut, tabi ki seks boyutu. Kadın ve erkeğin bulunduğu her ortamda doğal olarak seks unsuru ortaya çıkıyor. Bir kadının seks hakkında yazıyor olması, seksi tartışmak istemesi "yollu" olduğuna işaret ediyor bazı zihinlerde. Ne yaparsan yap, bu böyle. Hele ki, cevap hakkının doğabildiği böyle bir ortamda bu daha da kolay. Yorum alma talebiniz olduğu sürece yada e-mail adresinizi gizlemediğiniz sürece bu tür dialoglara gebesiniz. Bunu bertaraf etmenin tek yolu blogu yoruma kapatmak, e-mailinizi de gizlemek. Böylelikle kimseyle dialoga girmez, kitap yazar gibi dır dır dır diye birşeyler yazar, sonra da bilgisayarı kapatır gidersiniz. Yorum ve dialoglara açık olduğunuz sürece, özgürlüğünüz şu veya bu şekilde daralıyor. İnsan unsuru bunu gerektiriyor. Gereklilikler... Şuna cevap yazayım ayıp olmasın, ötekine cevap vereyim beni yollu sanmasın...
Diyeceğim odur ki, burada bile yeterince özgür olmuyoruz, olamıyoruz. Sosyalleşirken asosyalleşiyor, "kimlik"lerimizin altını doldurmaya çalışırken kimliksizleşiyoruz.

25 Şubat 2011 Cuma

Seks Blogu mu Seksi Blog mu?

Beni bir süredir takip edenler bilir, anlattığım konuyla ilgili yeri geldikçe kendimden de örnek vermekle birlikte kendi seks hayatımı anlatmıyorum. Belki iyi yapıyorum, belki kötü... Kime göre, neye göre... İçimden geldiği gibi,  "gelişine vuruyorum". Ta ilk yazılarımdan itibaren dediğim üzere, benim SEKS hakkında konuşulması gibi bir maksadım, tabiri caizse, bu konuda bir derdim var. Mümkün olduğunca seksin üstüne gitmek, seksin altını çizmek, seksi tartışmak, seksle ilgili fikir çatışması yaşamak, diğer fikirleri duymak, kavga etmek... Bu saydıklarımın hepsi ve dahası, üç maymunu oynamaktan iyidir. Birilerini yazılarımla seks hakkında günde 1 dakika olsun düşündürebiliyorsam, birilerini yazılarımla irite edebiliyorsam, birazcık olsun başarı sağladım demektir.
Ne diyordum, kendimden örnek verirken, kendi seks hayatımı anlatmıyorum... Bu, hassas bir konu, hassas bir denge. Kimileri "çok ciddi konular yazıyorsun" diye eleştiriyor beni, kimileri ise "ilginç bilgiler veriyorsun" diyerek beğenilerini ifade ediyorlar. "Beğenen okusun, beğenmeyen okumasın" demek hem samimiyetsiz olur, hem de reel değil. Burada hepimiz tabi ki okunmak istiyoruz, yoksa oturur evde günlüklerimize yazardık. Ancak sırf beğenilme kaygısıyla yazmak da, beni "ben" olarak ifade etmekten uzaklaştırır.
Tüm bunların yanında, bir de şu denge var; kendi seks tecrübelerimi de harmanlayarak yazdığım bazı konularda gelen yorumlar, konudan uzaklaşıp benim yatağıma yöneliyor (şunu mu seversin, bundan mı hoşlanırsın gibi), çok didaktik olununca da iş fazla bilimselleşip "öğreten adam"a dönüşüyor. Yazılarımın öğreten adam sıkıcılığında olmasını istemediğim gibi, "bacağımı şöyle açtım" ucuzluğuna kaçmasını da istemiyorum sevgili okur.
Bu yazıya başlarken tamamen başka bir yazı vardı kafamda. Kendimle ilgili bir seks deneyimini anlatacakken laf lafı açtı ve buralara geldik. O yazıyı yazıp yazmamak konusundaki tereddütüm, yukarıdaki nedenlerden ötürü, hala kafamı kurcalıyor. O nedenle şimdi sana soruyorum; sence ne yapayım?