farkındalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
farkındalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2012 Cuma

Travmalarımız ve Biz


Kadın-erkek ilişkilerinde, yetiştirilmenin önemi büyük. "Erkekler şöyledir, onlara böyle davranmak gerekir" ezber kalıplarıyla büyütülen kız çocukları, "hemen yatmayayım da hafif kadın gibi görünmeyeyim", "bu gece vermeyeyim de görsün bakalım bana kötü davranmak nasıl oluyormuş", "erkek değil mi, en iyisi bile aynı" davranış biçimlerinin dışına çıkamaz. Benzer öğretilere elbette ki erkek çocuklar da maruz kalır, sözüm yalnızca kadınlara değil. Çocukken anne-babasının ilişkisinde gördüğü her türlü olumsuzluk büyüyünce kişide farklı arazlar çıkartır çünkü çocuk gözüyle iliklerine kadar yerleşen bu travmalar, o daha farketmeden iyi-kötü algısını oluşturmuştur çoktan... Aldatılan bir annenin çocuğunun yetişkin olduğunda eşine kolayca güvenememesi, özellikle kadınların kavga sonrasında sevişmek istememesi bu ve benzeri nedenlerden kaynaklanır. Cinsel hayatını, dahası genel olarak hayatını, düşünce yapısını, algısını değiştirmek için kişilerin öncelikle bir sorunu olduğunu farketmesi ve kabul etmesi gerekir. Bu, okunduğu kadar kolay bir olgu değil. Öncelikle, şunu farketmek lazım: kimse durup dururken "ben yanlış düşünüyorum, düşünce kalıplarımı kırmam lazım" demez. Herkes, kendi bildiğinin doğruluğuna inanır. Kendinin dışına çıkıp düşünmek, pek olası değildir ve bu tür durumlarda dışarıdan destek gerekebilir. Kavga sırasında eşlerden gelen bu gibi "tavsiyeler" objektif algılanmayacağından, bunlar ancak arkadaşlardan veya psikolojik danışmanlardan gelebilir. Ülkemizde maalesef psikologa gitmek gurur meselesiyle eşdeğer olduğundan, "durup dururken" psikologa gidilmediğinden, geriye sadece arkadaşla, eş dostla yapılan sohbetler kalıyor ki, bunların faydası tartışılır. Neticede karşımızdaki de çocukluğundan kendi travmalarıyla bugüne gelmiş biri değil mi? Tam bir "körler sağırlar sofrası".

 
 
Bu yazıya başlarken kafamda çok farklı bir konu vardı, şöyle ki; "etrafında pek çok kadın olan erkekleri kıskanmaya gerek var mı?.." Ancak yazarken farkettim ki o yazıyı yazmadan önce tartışılması gereken başka konular var. Anlayacağınız, bu yazı, diğerlerine altlık yapmak amacıyla yazılmıştır. 

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Savaşma Seviş!

Yazımı Zigot'un bu yazısını okuduktan sonra, yorum olarak yazmıştım. Ancak konunun tekrar tekrar tartışılmasına taraftar olduğum için, yorumumu bir de buradan yayınlamak istedim.



Kadın varoluşu olsun, erkek varoluşu olsun hatta basitçe varoluş olsun, her türlü farkındalık önce soru sormakla başlar; NEDEN. Neden doğdum, neden bulutlar var, neden yağmur yağıyor, neden varım...
Aslında bu çok uzun konuya mümkün olduğunca kısa cevap vermeye çalışacağım ancak bu yazıdan bir değil, birkaç konu çıkar aslını istersen.
Birşeyi FARKETMEK için önce soru işaretinin olması lazım. Düşüncenin oluşması ancak bu şekilde mümkün.
Kadın farkındalığı nedir? Ben kadınım demek yeterli mi? Birçok kadın, "ne yani, tabi kadınım, ne biçim soru ki bu şimdi" diyip geçiyor. "Memelerim var, vajinam var, kadınım işte, farkındayım..."
Öncelikle farkındalık öyle birşey değil. Kadınlığının farkında olmak, ona sahip çıkmak demek, kadın olarak kendinle barışık olmak, bedeninle barışık olmak, cinselliğinden utanmamak, erkeklere karşı 1-0 mağlup hissetmemek, kendini ezdirmezken bir yandan da erkeklerle savaş halinde olmamak ve daha buna benzer pek çok olguyu içerir.
Kadınlığına sahip çıkamayanların bir kısmı elbette ki coğrafi ve sosyoekonomik nedenlerden ötürü başaramıyorlar bunu ancak büyük çoğunluğun nedeni bu değil. Eğitimli, sosyoekonomik durumu iyi pek çok kadın da kadınlığının farkında değil. Kadınlığı süslenip erkeğe şımarıklık yapmak, "gösterip vermemek", erkeği kıskandırmak, "kadınlığını" kullanıp koca avlamak sanıyorlar. Kadınlığının farkında olmak, hele hele kadınlığına sahip çıkmak bu değil!
Değişim için hem kadına hem erkeğe ihtiyaç var. Yin- Yang gibi, kadının erkeği, erkeğin de kadını tamamlamasına ihtiyaç var. Gerçek kadın, erkeği, gerçek erkeği düşman olarak görmez. Gerçekten erkek olan erkek de gerçek kadına, kadının hak ettiği sevgi ve saygıyı gösterir. Elbette ki burada bahsi geçen GERÇEK KADIN ve GERÇEK ERKEK, varoluşunun farkında, cinselliğinin farkında, kendiyle barışık KADIN ve ERKEKtir; kadıncıklar ve polat alemdarcıklar değil!
Değişimin mümkün olması ilk olarak kadınların değişimiyle mümkün çünkü;
Doğa dişidir, değişim kadın ile mümkündür. Kadın, varoluşu gereği, aylık periodu gereği, sürekli değişime uğrar, evrilir. Değişime ayak diremek yerine değişime ayak uyduran, kendini ve değişimini kabul eden, kendini doğal akışa bırakan kadın, değiştikçe, geliştikçe, onunla birlikte olan erkek de değişir ve gelişir.
Tüm bunların altında daha pekçok alt başlık var. Yorumumun başında dediğim gibi, bu yazıdan pek çok yazı çıkartılabilir. Ancak asıl anafikir bence; değişim için kadın ve erkeğin çatışmasına değil, birlikteliğine ihtiyaç var!