mastürbasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mastürbasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Ocak 2013 Salı
14 Ekim 2012 Pazar
Orgazm Bar
Boşuna demiyoruz şu Japonlar bir acaip diye... Striptizli Haber Programı'ndan sonra şimdi de Kadınlara Özel Mastürbasyon Bar açmışlar Tokyo'ya. Japonya'da bir ilk; hatta yanılmıyorsam dünyada da benzeri yok. Duvarlarda vibratörler asılı, seç beğen al. Kadınlar bara tek veya gruplar halinde gelebiliyor ancak erkekler, yanlarında kadın olmaksızın giremiyorlar buraya. Kapıda güvenliği de polis sağlıyor. Yani Japonya cinsel devrim konusunda bize yine tur bindirdi! Devlet destekli seks konusunda 2-0 olduk! Biz daha mastürbasyonu kendi aramızda konuşamazken, "ne mastürbasyonu?! yok ben yapmıyorum" derken, adamlar kadın rahatlasın diye bar açmış, her renk ve çeşit vibratörü duvarlara dizmiş, içkileri yudumlarken bir yandan da yeni çıkan modelleri inceleyip deniyorsun.
Japonlar'ın seksle olan bu ilişkisini sosyolojik açıdan ayrıca incelemek gerek. Bu şaşırtıcı rahatlık, kadının genlerindeki yüzlerce yıllık geyşa bilgisinden mi geliyor? Erkeğe hizmet etme düşüncesiyle barışık olma halinden gelen bir rahatlık mı acaba? Erkeklerin hoşuna giden tam da bu mu yoksa? Bu kadar geleneksel bir toplumun bu kadar rahat bir seks algısının olması tuhaf bir ikilem. Tuhaf ama sağlıklı. Seks kelimesini duyduğumuz an devekuşu gibi kafasını gömen bizlerden çok daha sağlıklı... Seksi konuşuyorlar, düşünüyorlar, bara gidip inceliyorlar, deniyorlar, tartıyorlar... Kadınların zevk almasına çalışıyorlar. Çünkü ancak tatmin olmuş bir kadın mutlu ve sağlıklıdır. Ve erkeğine de zevk verir, onu tatmin etmeye çalışır. Sağlıklı bir toplumda seks "yok" olamaz, seks vardır, bağıra bağıra vardır hem de! Konuşarak, tartışarak, dokunarak vardır hem de. Öyleyse haydi herkes Orgazm'a!
Etiketler:
cinsellik,
devlet,
geyşa,
haz,
japon,
kadın cinselliği,
masturbation bar,
mastürbasyon,
orgazm,
vibratör,
zevk
25 Ağustos 2011 Perşembe
22 Temmuz 2011 Cuma
Buldun Kılsızını İstiyorsun!
Beden kutsaldır! Bu yazıya öncelikle bu önkabulle başlamalı. Beden, 5 duyumuzla varolduğumuz bu evrende/ bu evrenle bizim biricik iletişim aracımız. Beden biricik, beden kıymetli, beden sağda solda, onunla bununla harcamayacak kadar önemli!
Beden, "Ben"i gerçekleştirme aracımız. Kendimizi var edebilmek, ifade edebilmek, etrafımızı algılamak ve etrafımıza algılatmak için kullandığımız araç. Kendimizi doğru algılatabilmek için ise mümkün olduğunca kendimize samimi olmamız şart. Etrafa kendini sevdirmek, beğendirmek için çabalarken kişinin unuttuğu şey ise şu: Kendini sevmeyen, başkası tarafından da sevilemez...
Kendini sevmek için kişinin öncelikle kendini tanıması lazım. Pek çok kişi "Bu ne biçim laf? Tabi ki kendimi tanıyorum" diyor, biliyorum. Kendini tanımanın tanımını yapmak gerek önce. Kendini tanımak demek, kendine dürüst olmak demek. Kendiyle iletişimde olmak demek. Sevdiği şeylere sahip çıkmak, sevmediklerinden kendini sakınmak demek. Ben'ci olmak demek, ben'cil olmak demek... Bedeniyle iletişimde olmak demek. Kendini tanımak demek, bedenini tanımak demek, bedenini sevmek demek. Kendini aynada bile incelememiş olan biri, kendini tanıdığını iddia edebilir mi? Mastürbasyon yapmaya utanan biri, bedenini tanımaktan söz edebilir mi? Bedenine nasıl zevk vereceğini bilmeyen biri, başkasına zevk verebilir mi?
Çocukluktan kadınlığa geçen bedende bir çok fark belirir; bunlardan en belirginleri büyüyen memeler ve kıvrımlanan beden hatları ve uzayan tüyler.
Bu kıl-tüy konusu enteresan bir konu. "Ne kadar kılsızsan o kadar temizsin" gibi bir algı var...
Pek çok erkek tüysüz bir amı, am olarak değil, bebek-çocuk pipisi gibi algıladığı için tercih ediyor.
"Pırıl pırıl" dendiği zaman da durumun iyice altı çizilerek tüysüz olanın iyi olduğuna gönderme yapılıyor.
Kadın amı tüylerden ötürü bir "bilinmezlik" duygusu yarattığından, alt benlik olarak pek çok erkek tüyleri tehdit olarak algılıyor. Hatırlayanlarınız olacaktır, bir Almodovar filmi olan "Hable Con Ella" filminde müthiş bir sahne vardır. Adam gittikçe büyüyen, büyüdükçe devleşen bir Am'dan içeri düşer, aynı bir uçurumdan aşağı düşer gibi...
Bu konunun eminim psikolojik ve hijyenik pek çok alt kırılımı vardır ve konu bir çok farklı açıdan tartışılabilir ancak benim asıl altını çizmek istediğim şu: Sen kendini nasıl seviyorsan, doğrusu odur!
Kişi, bedeninin tek sahibidir. Öncelikli olarak kendi bedenini sevmeyen, başkasına da kendini sevdiremez. Konu tüy ya da başka birşey, aslolan kişinin ne istediğidir. Kişi eğer kendini tüylü seviyorsa, sırf erkekler sevmiyor diye budamak çok yanlış. Hoş, bence bebek gibi görünmek zaten kadın doğasına ters ama öncelikli olarak önemli olan kişinin kendi tercihleri... "Ben" oldukça, mutluluk artar.
Etiketler:
am,
beden,
kendini tanımak,
mastürbasyon,
tüy,
var oluş
3 Mayıs 2011 Salı
9 Şubat 2011 Çarşamba
Mastürbasyonuma Dokunmayın!
Mastürbasyon... Kadınlar için tabulardan belki de en büyüğü. Bazıları küçük yaşlardan beri yapar, bazısı yapmaya, hatta bedenine aynada bakmaya bile utanır. Fakat şurası kesin; yapsa da yapmasa da kadınlar mastürbasyon konusunda konuşmaktan korkunç utanır!
Erkeklerde ise tam tersi söz konusu. Küçüklüğünde "en uzağa kim işer"le başlayan sik muhabbeti, ilk ıslak rüyalarını görmeye başladıklarından itibaren "seninki kaç santim", "fincanı dolduracak kadar boşaltıyor musun", "çavuşu tokatladın mı" muhabbetine dönüşür. Utanmak bir yana, bilakis, gururla, yüksek sesle anlatırlar hikayelerini her ortamda.
Kendi arkadaşlarımdan biliyorum, biz kadınlar mastürbasyonu konuşmayız, konuşamayız, yaptığımızı itiraf etmeyiz, yokmuş gibi davranırız. Değil erkeklerle konuşmak, kendi aramızda bile dile getiremeyiz. Bir kısmımız yapmaz da zaten... Ya utandığından, ya zarına zarar gelmesinden korktuğundan. Aptal baskılar yüzünden bedenlerine uzak, yaşayıp gider bu kadınlar. Ne kadar ironiktir bu kadınların partnerine bedenini göstermeye, onla seks yapmaya utanmaması, kendinden utanırken. Seksi bir alış- veriş olarak gören, bir koz olarak gören kadın, erkeğini hoş tutmak istediğinde "verir", cezalandırmak istediğinde "vermez", bu tip kadına göre seks "veriş- vermeyiş" meselesidir, zevk alıp verme meselesi değil. Bunda kadının olduğu kadar, erkeğin de suçu var, kadına yüzyıllardır yapılan baskılar, yatakta kadının fazla tecrübeli olmasını istemeyen erkek zihniyeti ve daha birçok unsur... Bu, başlı başına farklı ve uzun bir konu olduğu için, şu an daha fazla detaya girmeyeceğim konu hakkında.
Hal böyle olunca, kadın seksin zevk için değil, koz olarak kullanılan bir olgu olduğunu düşününce, mastürbasyon yapmayı akıl etmez, gerek duymaz.
Oysa ne kadar önemlidir, ne kadar güzeldir, ne kadar özeldir kendinle kaldığın o dakikalar. Ne istersen, nasıl istersen... Mastürbasyon, seninle bir başkası arasında yaşanan seksten daha özel, tamamen sana aittir, "seninle senin" arandadır.
Nasıl yapıldığına gelince, tabi ki herkesin zevki kendine. Kimisi kendini parmaklar, kimisi klitorisini okşar, kimisi vibratör kullanır... Bir de partnerinin karşısında mastürbasyon yapanlar var. Tahrik edici olduğu muhakkak... Ama bana göre değil. Mastürbasyon, kişinin kendine en yakın olduğu, en "ben" olduğu an... O anı kimseyle paylaşmayacak kadar egoistim o dakikalarda.
Ben mastürbasyonumu kimseyle paylaşmam, o benimle benim aramda!
5 Şubat 2011 Cumartesi
Orgazm Olamayan Kadın Yoktur, Orgazm Edemeyen Erkek Vardır
Aha dedim işte! Şimdi bir kısım erkek bu başlığa sinir oldu, başka bir kısım ise "benden bahsetmiyor" diye omuz silkiyor. İndir o omzu, hepinize söylüyorum.
Yapamıyorsunuz beyler, yaptığınızı sanıyorsunuz. Biz kadınlar orgazm taklidi yapma konusunda çok ama çok ustayız. "Beni kandıramazsın, ben oradaydım, kendi gözlerimle gördüm işte, hatun titriyordu zevkten" diyorsunuz biliyorum, yalaaan, hepsi yalan!
Erkeğin egocuğu o kadar önemli ki, hele ki ülkemizde, biz kadınlar küçüklüğümüzden beri geyşalar gibi eğitim alıyoruz, aman erkeğine karşı gelme, aman ona saygı dıuy, ondan önce evde ol, onu kapıda karşıla, öyle yap böyle yap... Aman o erkektir, ona karşı asi olma... Bak hep bu uysallıktan, asi olmamaktan geliyor biliyor musun, bütün mevzu gelip buraya dayanıyor aslında. Adama karşı gelme, alttan al, pohpohla filan falan derken, kalkıp da "yine yapamadın işte, orgazm olmadım" diyemiyor kadın kısmı. Aslanım, kaplanım diyor, çok iyiydin... Beriki daha da havalanıyor, "kaç kere geldin?", kadında cevap hazır "saymadım!". Ba ba ba ba, saymamışmış, o derece diyorsun, yapma yaaa!
Ben kaç kere bilirim adam işini bitirip tuvalete gittikten sonra gizli gizli mastürbasyon yapıp 30 saniyede işimi hallettiğimi. Yok arkadaş, erkek kadını kadının istediği gibi sikemiyor! (tamam haydi istisnalar kaideyi bozmasın, o da senin hatrın için.)
Biz kadınlar bu konuyu nasıl çözeceğiz bilemiyorum, bu konu çözülebilecek mi hiç? Çok umutsuzum bu konuda... 2011 Türkiye'sinde hala çocuklara, hatta büyüklere cinsel eğitim bile verilmiyor, el yordamıyla, arkadaştan, eşten dosttan, internetten okuduğumuz birşeyler yapıyoruz. Bloglar birazcık umutsuzluğumu gideriyor, bu konuyu tartışan birkaç birileri varmış, yalnız değilim diyorum ama biz de kendi kendimize söyleyip kendi kendimize okuyoruz. Dışarıda kaç milyon adam var, onları nasıl "adam" edeceğiz?
(Bu konuda daha yazacak çok şey var ama şimdilik diyeceklerim budur.)
2 Şubat 2011 Çarşamba
Zevk Almayı Biliyor muyuz?
Önceki postumda yazmıştım, kendimi bildim bileli sekse meraklıyımdır, hem düşünme bazında, hem bizzat tatbik etme konusunda. Okurum, araştırırım, bedenimi incelerim, aynada uzun uzun... Merak ediyorum, bu yazıyı okuyan sen, hiç bacaklarını açıp oturdun mu ayna karşısına? Baktıysan, mutlu azınlıktansın, gel beri, seninle konuşacaklarımız var. Bakmadıysan, işte senle daha da çok konuşacaklarımız var.
Herkes kendini "ben yatakta çok iyiyim" sanır, yada herkes değilse de, çoğunluk... Peki daha bedenimizi bile tanımadan, onu yatakta nasıl iyi kullanabiliriz ki? Kitaptan okumakla olmaz ki, her bedenin, her ruhun zevk alma noktaları ayrı, bunun herkese uygulanabilecek tek bir kuralı yok ki... Kendini tanımayan, kendini, bedenini tanımayan, okşamayan, sevmeyen sen, nasıl zevk alabilirsin ki?
İnsan bildiği kadar vardır. Bugüne kadar zevk sandığın şey belki de gerçek hazzın yalnızca onda biri, kim bilir...
Kendi adıma konuşursam ben ilk orgazmımı 26 yaşında yaşadım. 6 yaşından beri mastürbasyon yapan ben, gerçek hazzın, o güne kadar yaşadığım zevklerin meğerse orgazm olmadığını, "gelmek" ile "orgazm olma"nın birbirinden farklı olduğunu o zaman farkettim.
Sen de şimdi bir ayna karşısına geç, kendini uzun uzadıya incele. O çok kıymetli bir hazine...
31 Ocak 2011 Pazartesi
Kutsal Fahişeyim Çünkü...
"Çünkü ben ilk ve sonum
Onurlandırılan ve aşağılananım
Ahlaksız ve kutsal olanım
Zevceyim ve bakireyim
(Anne) ve kızım
Annemin uzuvlarıyım...
Anlaşılamayan sessizlik
ve sık sık hatırlanan düşünceyim
Tınısı çok katlı o ses
ve görünüşü çoklu o sözüm
Kendi adımın dile getirilişiyim"
"Kutsal Fahişe", Nancy Qualls-Corbett, Tavanarası Yayıncılık
Onurlandırılan ve aşağılananım
Ahlaksız ve kutsal olanım
Zevceyim ve bakireyim
(Anne) ve kızım
Annemin uzuvlarıyım...
Anlaşılamayan sessizlik
ve sık sık hatırlanan düşünceyim
Tınısı çok katlı o ses
ve görünüşü çoklu o sözüm
Kendi adımın dile getirilişiyim"
"Kutsal Fahişe", Nancy Qualls-Corbett, Tavanarası Yayıncılık
Kendimi bildiğimden beri sekse merakım vardı. Mastürbasyona 6 yaşında başladım... İlk pornomu 7 yaşında seyrettim, tesadüfen de olsa... Bedenimi severim; ona bakmayı, onu aynada incelemeyi, kendimi okşamayı, öpmeyi... Onu iyi tanırım, tepkilerine önem verir, dikkat ederim, onu dinlerim...
Kutsal Fahişe adını seçtim çünkü kadın bedeninin, erkeğinkinden daha gizemli olduğuna inanıyor, cinsellikte günümüzdeki genel kanıların (erkeğin etken, kadının edilgen oluşu, seksin kadınlar tarafından istenmesinin ucuz, günah vs. oluşu, Bakire Meryem vb. birçok safsata) çoğunun yanlış olduğunu düşünüyorum.
Anaerkil toplumlarda Kutsal Fahişe tapınılan bir varlıkken günümüzde hor görülmektedir. Ataerkil topluma neden geçildiği hem çok uzun hem de fazla ciddi bir konu olduğu için, bunu burada tartışmayacağım, en azından şimdilik... Hemen yeri gelmişken, bu yazıyı hala okumakta olan siz okuyucuya küçük bir iki açıklama; öncelikle, feminist değilim, feminizme inanmam, kadınların veya erkeklerin birbirinden üstün olduğunu değil, tamamlayıcı olduklarını savunurum. İkincisi, bu fazla ciddi girizgah sizi ürkütmesin, şimdiden sonra anlatacaklarıma altyapı sağlamak için biraz detaya girmem gerekti, hepsi bu...
Kutsal Fahişe kitabını ilk gördüğümde, "işte yıllardır aradığım tanımlama" dedim, evet ben bir kutsal fahişeydim. Küçükken fahişelik mesleğinin, hem seks yapıp, hem de üstüne para almanın muazzam bir fikir olduğunu düşünürdüm. İlk okul yıllarımda mastürbasyon yaparken ya fahişe yada playgirl olduğumu hayal ederdim. Toplum baskısı ve daha pek çok nedenle pratikte bunun pek de mümkün olmadığını artık bilsem de, özünde bu düşüncede bir kadınım.
Erkeklerin "boyunu ölçme" ile derdi olduğu gibi benim de "derinlik ölçme" derdim vardı küçükken. Nihayet bir gün merakıma yenilip elime geçirdiğim bir kalemi sokabildiğim kadar derine sokup derinliğimi ölçmüştüm. Ve tabi bekaretimi (ne çirkin tanımlamadır bekaret) bu şekilde kaybettim. Kasıtlı bir hareket değilse de, isabet olmuş.
İlk cinsel ilişkimi yaşadığımda 18'dim. Hem çok merak ediyor, hem de çok geriliyordum. Sevgilimle hep bir noktaya kadar gelip, iş benim donumu çıkarmaya geldiğinde duruyorduk. Bir yandan gerilirken, bir yandan da kendime müthiş kızıyor, kendime yediremiyordum. "Ben bile bunu mesele ediyorsam, seksi iyice tabulaştıranlar neler yapıyordur" diye de düşünüyordum. Burada tabi "ben bile" derken ukalalık yapmaya çalışmıyorum, seksi çok küçük yaştan beri merak eden, istekli bir genç kızın bile ne gibi korkular yaşadığının altını çizmeye çalışıyorum.
Çok fazla adamla birlikte oldum, çok fazla şey denedim, zamanla hepsini anlatacağım. Şu an için söylemek istediğim şey, tabuları kırmak zor... ama imkansız değil. Bu blogu oluşturmamın temel nedeni, konuşulmayanı konuşmak, paylaşılmayanı paylaşmak, farklı görüşler, yorumlarla karşılaşmak, tartışmak, yalnız olmadığımı (yada belki yalnız olduğumu) kendime göstermek.
Günlük aptal konulara saatlerce kafa patlatan ey insanoğlu, günde birkaç dakikanı seksi anlamaya ayırsan- seks zannedilen gel-gitler değil, gerçek seksten bahsediyorum- daha rahat, daha özgür olacaksın inan.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








