din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2013 Cumartesi

IMAGINE- HAYAL ET

Gezi Parkı Direnişi'nden önce yazıyor olsaydım bu yazıyı, John Lennon'ın bu sözleri pek çoğumuza ütopik, romantik, melankolik gelirdi. Oysa şimdi son derece mantıklı, olası ve hatta Başbakan'ın dediği gibi, ideolojik geliyor! Fazla söze gerek yok; bu şarkı zaten hepsini anlatıyor...



Imagine there's no heaven
Cennet olmadığını hayal et

It's easy if you try

Denersen, kolay olduğunu göreceksin

No hell below us
Altımızda cehennem yok

Above us only sky
Üstümüzde yalnızca gökyüzü

Imagine all the people
İnsanların sadece bugün için yaşadıklarını

Living for today...
HAYAL ET

Imagine there's no countries
Ülkeler olmadığını hayal et
It isn't hard to do
Bunu yapmak zor değil
Nothing to kill or die for
Öldürmek veya ölmek için bir sebep yok 
And no religion too
Veya dinler... 
Imagine all the people
Bütün insanların bir arada
Living life in peace...
Barış içinde yaşadığını HAYAL ET
You may say I'm a dreamer
Bir hayalperest olduğumu söyleyebilirsin
But I'm not the only one
Ama yalnız değilim
And the world will be as one
Bir gün senin de bize katılacağını umarım
I hope someday you'll join us
Ve tüm dünyanın Bir olacağını

Imagine no possessions
Mülkün var olmadığını hayal et
I wonder if you can
Yapabilir misin merak ediyorum
No need for greed or hunger
Açgözlülüğe ve açlığa gerek yok
A brotherhood of man
İnsanların kardeşliğini hayal et
Imagine all the people
Tüm insanların bütün bir dünyayı paylaştığını

Sharing all the world...
HAYAL ET




27 Aralık 2012 Perşembe

Vajina Demekten Utanıyorum!



Bu cümledeki 7 yanlışı bulunuz: "Bir evli, bir bayan, çocuğu olan milletvekili kendisi ile ilgili bir organını nasıl böyle açıkça konuşabilir"

Evli olup olmamasının konuyla bağlantısı nedir: (diye sormayacağım çünkü aslında evli kelimesinin altını niye çizdiklerini biliyorum). Bu bakış açısına göre evliler ahlaklıdır, bekarlar ahlaksız, bir kere bunu bir kenara koyalım.
Bir bayan oluşunun konuyla bağlantısı: (kadın demek kaba olur çünkü! illa bayan diyecek) kadın (Arınç'ın tabiriyle bayan) bu tür konuları konuşamaz, konuşamamalı, ayıp! erkek konuşsa haydi bir derece!..
Çocuğu olmasının konuyla bağlantısı: annelik kutsaldır. Kutsal bakire (İslam'ın bakire Meryem konseptine çok da uzak olmadığını siz de farkettiniz mi?) sevişmez, seks yapmaz, kendi vajinası hakkında konuşmaz, bir vajinası olduğunu bile bilmez. Çünkü o bir annedir (?!)
Milletvekili oluşunun konuyla bağlantısı: sade vatandaş ve/veya onu temsil eden vekilin her konuda (kürtaj dahil, kadın hakları dahil ve daha pek çok konu dahil) konuşmasında nasıl bir anormali vardır? Bilakis, milletin vekilinin, kendi vatandaşını temsil etmesi değil midir normal olan? "Bir milletvekili niye vajina hakkında konuşur" da ne demek? Sen aylarca kürtajı tartışırken (ki bu tartışmalar sırasında çocuğun başka bir delikten çıktığını sanıyorlardı herhalde) normal, başka milletvekilinin vajina demesi mi anormal?
En güzel maddeye geliyorum: "kendisi ile ilgili bir organını nasıl açıkça konuşabilir?" Sorunun absürdlüğünün hepimiz farkındayız değil mi? "Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?" desem tesiri yok, sussam gönül razı değil! Bırak ki, insanoğlu zaten bedeniyle ilgili yeterince konuşmuyor, bedenini tanımıyor, bir çok kadın merak edip aynada amına bile bakmıyor, konuşanı da ayıplıyor! Aylardır kürtaj tartışmaları sırasında konuşulması ironisi bir yana, Arınç'ın yüzünün neden kızardığının altında verilmek istenen mesajı da görmek lazım.
Kadın kendiyle ne kadar barışık olursa, o kadar güçlü olur. Ne kadar güçlü olursa, dünya düzeni için o kadar tehlikeli olur. Tehlikenin farkında mısınız?

Sn Arınç, vajina demekten ben de utanıyorum! Her organın kendi adı var. Bunun da adı am; vajina değil!


22 Ağustos 2012 Çarşamba

KADIN VE YOKOLUŞ



Yemenli fotoğraf sanatçısı Boushra Almtawakel'in "KADIN VE YOKOLUŞ" adlı çalışması. Fazla söze gerek yok!..



2 Nisan 2012 Pazartesi

Black Mirror Bizde Olsa

Black Mirror adlı 3 bölümlük bir dizi yapılmış. Charlie Brooker adlı İngiliz gazeteci, senarist ve yayıncı olan bu çılgın (!) adamın yarattığı dizi, günümüz dünyasını eleştirirken, teknoloji, ahlak kavramları, psikoloji ve daha bir çok konuyla dalga geçiyor. Seyretmek isteyenler yazıyı okumaya burada son versinler çünkü anlatacaklarım, ilk bölümle ilgili. Sizleri, ilk bölümü seyrettikten sonra tartışmaya beklerim, şimdilik hoşçakalın! (buradan seyredebilirsiniz)

Hala okumaya devam eden (ve diziyi seyrettiğini tahmin ettiğim) okur,
Bu yazıyı yazmaya başladığımda aklımda şaşkınlık haricinde pek bir şey yoktu ama yazarken fikirlerim yerine oturur nasıl olsa diye düşünmüştüm. Ancak itiraf etmeliyim ki hala şaşkın ve soru işaretleriyle doluyum. Bu nasıl bir senaryodur ki insan takdir mi etsin, küfür mü etsin karar veremez?! (Peki, ısrarla seyretmeyenler için kısa bir özet yapalım o halde; İngiliz Düşesi Prenses Susannah kaçırılır ve youtube'dan "lütfen beni kurtarın" filmi yayınlanır. Filmde Prenses, kaçıranların talebinin yerine getirilmemesi durumunda öldürüleceğini söyler. Talepleri, İngiliz Başbakanı'nın, canlı yayında bir dişi domuzu sikmesidir!).

Bir kaç farklı açıdan tartışalım:
1- Brooker'ın amacı insanları şoka sokmaksa, sonuç bence % 100 başarılı! Hala şoktayım ve eminim seyreden herkes de bu duygumu paylaşıyordur. Özellikle, domuzu sikme sahnesinde (ki bunu göstermek yerine, o an televizyonu seyredenleri gösterdi) seyredenlerin tepkilerini çok iyi vermiş. Bir önceki sahnede, "evet haydi siksin de görelim" tadındaki alaycı, hastalıklı haller, biz insanoğlunun rezilliğini inanılmaz bir tokat gibi çarpıyor yüzümüze. Aynı o insanların biraz sonra televizyon karşısında ne yapacağını bilemez halleri, utanmaları, elleriyle ağızlarını kapamaları, bazısının gözünü yere indirirken, bazısının gözünü televizyondan alamama halleri... Hepsi tek tek müthiş! (ki seyrederken ben de aynı hallerde buldum kendimi)
2- Teknoloji çılgınlığı dizide çok gerçekçi şekilde verilmiş. Youtube'dan anında yayılan filmin, twitter'a taşınması, İngiliz halkının "acaba başbakan talebi yerine getirmeli mi, getirmemeli mi" yorumları, "hayır yapmasın" yorumlarının saatler ilerledikçe değişmesi ve bunun oluşturduğu toplumsal baskı çok gerçek.
3- Ahlak değerlerinin ne kadar göreceli olduğunu, "ahlak" denen şeyin aslında ne kadar saçma olduğunu gösteriyor bence dizi. "Domuz sikmek ahlaksızlık, peki ya bir insanı kurtarmak içinse? O zaman olur!" Ahlakla bayağı dalga geçmiş adam. Üstelik, burada dinlere de gönderme var tabi ki...
4- Sosyolojik olarak bakıldığında, toplumsal baskının koskoca başbakana bile neler yaptırtabildiğini, hem de politikacıları da yerden yere vurmak suretiyle vermiş Brooker.
5- Cinsel açıdan, insanoğlunun acizliği içler acısı. Televizyon kanalları, Başbakan'ın domuzu sikmesini "sevişmek" olarak dile getirmesi, muazzam bir hiciv!

Dizi daha pek çok yönüyle sansasyonel, kesinlikle anarşist ve belki de Anonymous grubu tarafından yaptırılmış. Komplo teorisi gibi mi geldi bu kulağa? Bence son derece mantıklı; ben Brooker'ın Anonymous grubuna üye olduğuna artık eminim. Ancak tüm bunlardan da öte, benim zihnimi asıl kurcalayan soru şu; böyle bir dizi Türkiye'de olabilir miydi demeyeceğim çünkü katiyen olamazdı fakat bu, dizi değil de, gerçek olsaydı? Tayyip Erdoğan'ın böyle bir olayla karşı karşıya gelmesi durumunda, kamuoyunun tepkisi ne olurdu? Peki ya Erdoğan'ın tepkisi ne olurdu? İşte benim asıl merak ettiğim konu bu...