var oluş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
var oluş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2012 Cuma

Hak Ettiğiniz Dünya Mümkün

Hak ettiğiniz dünyayı elde edebilirsiniz; o dünya mevcuttur, gerçektir, mümkündür: O dünya sizindir. Fakat onu elde etmek için kendinizi tamamen adamanız, geçmiş dünyanızla, o dünyanın ‘insan başkalarının hatırı için yaşaması gereken kurbanlık hayvandır’ diyen temel doktrini ile bütün bağlarınızı koparmanız gereklidir. Kendi kişiliğinizin kıymeti uğruna mücadele edin. Kendi gururunuz uğruna mücadele edin. İnsan tabiatının özü olan hükümran ve rasyonel zihniniz uğruna mücadele edin. Ahlakınızın yaşamanın ahlakı olduğuna, mücadelenizin, yeryüzünde var olmuş her başarının, her kıymetin, her yüceliğin, her güzelliğin, her iyiliğin mücadelesi olduğunu bilmenin verdiği mutlak güven ve dürüstlükle mücadele edin.
Benim felsefem, özünde, hayattaki ahlaki amacı kendi mutluluğunu olan, varlığının yegane amacı ve en yüce eseri olarak yaratıcı üretkenliğini gören kahramansı bir varlık, bir insan konseptidir.
Ayn Rand

22 Temmuz 2011 Cuma

Buldun Kılsızını İstiyorsun!

Beden kutsaldır! Bu yazıya öncelikle bu önkabulle başlamalı. Beden, 5 duyumuzla varolduğumuz bu evrende/ bu evrenle bizim biricik iletişim aracımız. Beden biricik, beden kıymetli, beden sağda solda, onunla bununla harcamayacak kadar önemli!

Beden, "Ben"i gerçekleştirme aracımız. Kendimizi var edebilmek, ifade edebilmek, etrafımızı algılamak ve etrafımıza algılatmak için kullandığımız araç. Kendimizi doğru algılatabilmek için ise mümkün olduğunca kendimize samimi olmamız şart. Etrafa kendini sevdirmek, beğendirmek için çabalarken kişinin unuttuğu şey ise şu: Kendini sevmeyen, başkası tarafından da sevilemez...

Kendini sevmek için kişinin öncelikle kendini tanıması lazım. Pek çok kişi "Bu ne biçim laf? Tabi ki kendimi tanıyorum" diyor, biliyorum. Kendini tanımanın tanımını yapmak gerek önce. Kendini tanımak demek, kendine dürüst olmak demek. Kendiyle iletişimde olmak demek. Sevdiği şeylere sahip çıkmak, sevmediklerinden kendini sakınmak demek. Ben'ci olmak demek, ben'cil olmak demek... Bedeniyle iletişimde olmak demek. Kendini tanımak demek, bedenini tanımak demek, bedenini sevmek demek. Kendini aynada bile incelememiş olan biri, kendini tanıdığını iddia edebilir mi? Mastürbasyon yapmaya utanan biri, bedenini tanımaktan söz edebilir mi? Bedenine nasıl zevk vereceğini bilmeyen biri, başkasına zevk verebilir mi?

Çocukluktan kadınlığa geçen bedende bir çok fark belirir; bunlardan en belirginleri büyüyen memeler ve kıvrımlanan beden hatları ve uzayan tüyler.
Bu kıl-tüy konusu enteresan bir konu. "Ne kadar kılsızsan o kadar temizsin" gibi bir algı var...

Pek çok erkek tüysüz bir amı, am olarak değil, bebek-çocuk pipisi gibi algıladığı için tercih ediyor.
"Pırıl pırıl" dendiği zaman da durumun iyice altı çizilerek tüysüz olanın iyi olduğuna gönderme yapılıyor.
Kadın amı tüylerden ötürü bir "bilinmezlik" duygusu yarattığından, alt benlik olarak pek çok erkek tüyleri tehdit olarak algılıyor. Hatırlayanlarınız olacaktır, bir Almodovar filmi olan "Hable Con Ella"  filminde müthiş bir sahne vardır. Adam gittikçe büyüyen, büyüdükçe devleşen bir Am'dan içeri düşer, aynı bir uçurumdan aşağı düşer gibi...
Bu konunun eminim psikolojik ve hijyenik pek çok alt kırılımı vardır ve konu bir çok farklı açıdan tartışılabilir ancak benim asıl altını çizmek istediğim şu: Sen kendini nasıl seviyorsan, doğrusu odur!

Kişi, bedeninin tek sahibidir. Öncelikli olarak kendi bedenini sevmeyen, başkasına da kendini sevdiremez. Konu tüy ya da başka birşey, aslolan kişinin ne istediğidir. Kişi eğer kendini tüylü seviyorsa, sırf erkekler sevmiyor diye budamak çok yanlış. Hoş, bence bebek gibi görünmek zaten kadın doğasına ters ama öncelikli olarak önemli olan kişinin kendi tercihleri... "Ben" oldukça, mutluluk artar.

23 Mart 2011 Çarşamba

Sanal Kimliklerimiz ve Biz

Sanal Kimlikler ve Kadınlar ve Sanal Kimlikler ve Erkekler yazısı yazıp da, bu yazıyı yazmamak olmaz. Ve işte üçlemenin sonuncusu geliyor;
Bir süredir "sanal kimlik" konusu kafamı kurcalıyor. Bu blogu açarken amacım, dışarıda  "ben" olarak, istediğim kadar rahat konuşamadığım konuları burada rahat ve özgürce konuşabilmekti. Öyle de oldu...
Ancak, sanal dünyanın da kendince sıkıntıları var. Bir kere, ne kadar isteseniz de % 100 anonim kalmak mümkün olmuyor. İlla ki birileri ile zaman içinde samimiyet kuruyorsunuz, ki bu çok doğal bir sonuç, insan olan her yerde kaçınılmaz olarak diyalog oluşuyor. Bu sefer, "e o zaman niye gizledim ki kendimi bu kadar" soruları baş göstermeye başlıyor... Dahası, bazen "çık kim olduğunu söyle, ben yazıyorum ulan bunları de" diyor bir yanım da... Hatta arkadaşlarıma "bakın bunları yazdım, ne güzel demişim değil mi?" demek... Bu, ilk yola çıkışımdaki anonim olma kararımla tamamen çelişiyor ama insan böyle birşey işte, çelişkili, ayran gönüllü, narsist ve daha birçok şey... Üstelik, bu anonim olma hali karakterimle de çelişiyor. Ben bunları açıkça konuşamayacak mıyım, güvenmiyor muyum ben kendime, bu kendini saklamak da neyin nesi diye kendimle kavga ediyorum bazı bazı...
Bu, durumun sadece bir boyutu. Daha "ben"le ilgili olan boyutu. Bir diğer boyut, daha genel bir boyut ise, sanallıktaki "dürüstlük- dürüstsüzlük". Bazılarımız dürüst olmak için anonim olmayı seçiyor burada, bazılarımız ise dışarıda yaşayamadığı hayallerini, fantazilerini burada var ediyor. Bazı erkekler kendini kadın olarak gösteriyor mesela. Bazı kadınlar kendini fettan, bazı erkekler kendini playboy... Kimsenin tercihine karışamam, öyle bir niyetim de yok. Maksadım gözlemlerimi paylaşmak. Geçenlerde Sanal Kimlikler ve Kadınlar yazıma gelen bir yorum var; şöyle demiş (athırsızı nick'li zat) "Zaten ne zaman blog okumaya başlasam kendimi Amerika'da falan zannediyorum. Herkes seks yapabiliyor, kimsenin bekaret kaygısı yok. Haydi oradan". Ben bu yorumu çok samimi buldum, zaman zaman ben de böyle hissediyorum. Burada bile, hem de gizli kimliklerle bile "ben" olamıyoruz. Çünkü beklentilerimiz var, beğenilme kaygımız var, buranın bir parçası olma kaygımız var, bir duruş kaygımız var, ismimizi ifşa etmesek de kullandığımız ismin bir duruşu olsun, o ismin beyinlerde bir cismi olsun, "kutsal fahişe" şöyle biridir densin, bir kişiliği olsun... Kısacası ismimizin altını birşeylerle doldurma kaygımız var.
Bir diğer boyut, tabi ki seks boyutu. Kadın ve erkeğin bulunduğu her ortamda doğal olarak seks unsuru ortaya çıkıyor. Bir kadının seks hakkında yazıyor olması, seksi tartışmak istemesi "yollu" olduğuna işaret ediyor bazı zihinlerde. Ne yaparsan yap, bu böyle. Hele ki, cevap hakkının doğabildiği böyle bir ortamda bu daha da kolay. Yorum alma talebiniz olduğu sürece yada e-mail adresinizi gizlemediğiniz sürece bu tür dialoglara gebesiniz. Bunu bertaraf etmenin tek yolu blogu yoruma kapatmak, e-mailinizi de gizlemek. Böylelikle kimseyle dialoga girmez, kitap yazar gibi dır dır dır diye birşeyler yazar, sonra da bilgisayarı kapatır gidersiniz. Yorum ve dialoglara açık olduğunuz sürece, özgürlüğünüz şu veya bu şekilde daralıyor. İnsan unsuru bunu gerektiriyor. Gereklilikler... Şuna cevap yazayım ayıp olmasın, ötekine cevap vereyim beni yollu sanmasın...
Diyeceğim odur ki, burada bile yeterince özgür olmuyoruz, olamıyoruz. Sosyalleşirken asosyalleşiyor, "kimlik"lerimizin altını doldurmaya çalışırken kimliksizleşiyoruz.

18 Şubat 2011 Cuma

Bencilliğin Erdemi

Sekste bencil olmak gerekir! Hatta sadece sekste değil, her konuda bencil olmak gerekir!
Yazıya bu şekilde başlayınca eminim bunu okuyan pekçok insan hemen "yok artık! olur mu öyle şey?" dedi. Öncelikle bencilliğin tanımını yapalım o halde. Bencillik, "ben olmak"tır. Doğduğumuz andan itibaren, hatta anne karnındayken, içgüdüsel olarak, yaşamımızı sürdürmek için, bize faydalı olanın peşine düşeriz. Anne karnındayken, anneden beslenerek büyür, doğduğumuzda meme emer, her türlü derdimizi anlatmak için ağlayarak kendimize yardım- fayda sağlarız. Büyüdüğümüzde de durum farklı değildir, hayatta kalmak için, kendi faydamız için mücadele eder, kendimizi tatmin etmek için çabalarız. Bu, her konuda böyledir. Sevdiğimiz, tutku duyduğumuz şeylerin peşine gideriz. Kendimizi "ben" olarak var etmenin adıdır bencillik. Türkçe'de nedense olumsuz olarak kullanılan bu kelime, "çok bencilsin, sadece kendini düşünüyorsun" lafları, kendimizi suçlu hissetmemize neden olur. Oysa "ben"i düşünmenin neresi yanlış?
Önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi, bedenlerimizi tanımıyor, seks sandığımız birşeyler yapıyoruz el yordamıyla... Birçok kadın daha aynada kendi cinsel organına bile bakmadan, mastürbasyon yapmadan, erkeğe zevk vermekten bahsediyor. Hoş, sözüm sadece kadınlara değil. Kadın erkek pek çoğumuz cinselliği git-gel'den ibaret sanıyor. Hanımlar, beyler, derdini söylemeyen derman bulamaz! Cinselliği konuşmadıkça, tartışmadıkça, nelerden hoşlandığımızı, neleri sevmediğimizi söylemedikçe yatakta mutlu olamayız. Dahası, bunları konuşacak mertebeye gelmemiz için öncelikle nelerden hoşlandığımızı, nelerden hoşlanmadığımızı bilmemiz gerekir. Bedenimizi tanımamız, kendi cinselliğimize sahip çıkmamız, mastürbasyon yapmamız, kendimizle iletişime geçmemiz gerekir. Dokunmakla ellemenin farkını bilmemiz, gerçek "ben"i keşfetmemiz gerekir.

"Partnerimin zevk alması bana da zevk verir" diyenler olacaktır muhakkak, buna bir itirazım yok. Partnerimin gözlerinde zevk pırıltısı görmek beni de şevklendirir. "Partnerini boşver, kendi zevkine bak" demiyorum kuşkusuz. Bencillikten kastım bu değil! Benim derdim, seks sırasında tamamen partnerinin zevkine odaklananlar. Karşınızdakine zevk vermeye odaklanırken, kendi bedeninizi ihmal etmeyin!
Erkeğine zevk vermek isteyen kadın! Kadınını Nirvana'ya ulaştırmaya çalışan erkek! Partnerimi uçuracağım diye çabalarken kendi bedenine ihanet ediyorsun!

(Bencilliğin Erdemi- Ayn Rand Plato Film Yayınları)