beden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2012 Pazar

Kaltaklar Birleşin

Kaltaklar birleşin! slutsunite.org (kaltaklar birleşin) adlı site der ki;

"
Seksin yalnızca çocuk yapmaktan daha fazlasını ifade ettiğine inanıyorum!
Seksin insan hayatının eğlenceli, sağlıklı ve temel tecrübelerinden olduğuna inanıyorum!
Doğum kontrolünün, olgun, medeni toplumların önemli sorumluluklarından olduğuna inanıyorum!
Ve tüm bu inançlarım beni insanların gözünde kaltak yapacaksa, öyleyim.
Kaltak arkadaşlarımla birlikte ayakta duracağım, şimdi ve daima.
"

Kaltaklar birleşin! Bu yemine siz de katılın! Bedenimize, cinselliğimize, kürtaj hakkımıza sahip çıkalım! Şimdi ve daima!

(ek: Bu yazıyı yazdıktan sonra farkettim ki Dokuz Köyü Terk Eden Kadın 'ın blogunda
SlutsUnite.org Mart'ta yayınlanmış. SlutsUnite'ı nereden bulduğumu hatırlamadığım için kendisinden özür dilerim, belki de oradan görüp unutmuş olabilirim. Bu vesileyle Dokuz Köyü Terk Eden Kadın 'ın blogunu da tavsiye ederim.)

22 Temmuz 2011 Cuma

Buldun Kılsızını İstiyorsun!

Beden kutsaldır! Bu yazıya öncelikle bu önkabulle başlamalı. Beden, 5 duyumuzla varolduğumuz bu evrende/ bu evrenle bizim biricik iletişim aracımız. Beden biricik, beden kıymetli, beden sağda solda, onunla bununla harcamayacak kadar önemli!

Beden, "Ben"i gerçekleştirme aracımız. Kendimizi var edebilmek, ifade edebilmek, etrafımızı algılamak ve etrafımıza algılatmak için kullandığımız araç. Kendimizi doğru algılatabilmek için ise mümkün olduğunca kendimize samimi olmamız şart. Etrafa kendini sevdirmek, beğendirmek için çabalarken kişinin unuttuğu şey ise şu: Kendini sevmeyen, başkası tarafından da sevilemez...

Kendini sevmek için kişinin öncelikle kendini tanıması lazım. Pek çok kişi "Bu ne biçim laf? Tabi ki kendimi tanıyorum" diyor, biliyorum. Kendini tanımanın tanımını yapmak gerek önce. Kendini tanımak demek, kendine dürüst olmak demek. Kendiyle iletişimde olmak demek. Sevdiği şeylere sahip çıkmak, sevmediklerinden kendini sakınmak demek. Ben'ci olmak demek, ben'cil olmak demek... Bedeniyle iletişimde olmak demek. Kendini tanımak demek, bedenini tanımak demek, bedenini sevmek demek. Kendini aynada bile incelememiş olan biri, kendini tanıdığını iddia edebilir mi? Mastürbasyon yapmaya utanan biri, bedenini tanımaktan söz edebilir mi? Bedenine nasıl zevk vereceğini bilmeyen biri, başkasına zevk verebilir mi?

Çocukluktan kadınlığa geçen bedende bir çok fark belirir; bunlardan en belirginleri büyüyen memeler ve kıvrımlanan beden hatları ve uzayan tüyler.
Bu kıl-tüy konusu enteresan bir konu. "Ne kadar kılsızsan o kadar temizsin" gibi bir algı var...

Pek çok erkek tüysüz bir amı, am olarak değil, bebek-çocuk pipisi gibi algıladığı için tercih ediyor.
"Pırıl pırıl" dendiği zaman da durumun iyice altı çizilerek tüysüz olanın iyi olduğuna gönderme yapılıyor.
Kadın amı tüylerden ötürü bir "bilinmezlik" duygusu yarattığından, alt benlik olarak pek çok erkek tüyleri tehdit olarak algılıyor. Hatırlayanlarınız olacaktır, bir Almodovar filmi olan "Hable Con Ella"  filminde müthiş bir sahne vardır. Adam gittikçe büyüyen, büyüdükçe devleşen bir Am'dan içeri düşer, aynı bir uçurumdan aşağı düşer gibi...
Bu konunun eminim psikolojik ve hijyenik pek çok alt kırılımı vardır ve konu bir çok farklı açıdan tartışılabilir ancak benim asıl altını çizmek istediğim şu: Sen kendini nasıl seviyorsan, doğrusu odur!

Kişi, bedeninin tek sahibidir. Öncelikli olarak kendi bedenini sevmeyen, başkasına da kendini sevdiremez. Konu tüy ya da başka birşey, aslolan kişinin ne istediğidir. Kişi eğer kendini tüylü seviyorsa, sırf erkekler sevmiyor diye budamak çok yanlış. Hoş, bence bebek gibi görünmek zaten kadın doğasına ters ama öncelikli olarak önemli olan kişinin kendi tercihleri... "Ben" oldukça, mutluluk artar.

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Savaşma Seviş!

Yazımı Zigot'un bu yazısını okuduktan sonra, yorum olarak yazmıştım. Ancak konunun tekrar tekrar tartışılmasına taraftar olduğum için, yorumumu bir de buradan yayınlamak istedim.



Kadın varoluşu olsun, erkek varoluşu olsun hatta basitçe varoluş olsun, her türlü farkındalık önce soru sormakla başlar; NEDEN. Neden doğdum, neden bulutlar var, neden yağmur yağıyor, neden varım...
Aslında bu çok uzun konuya mümkün olduğunca kısa cevap vermeye çalışacağım ancak bu yazıdan bir değil, birkaç konu çıkar aslını istersen.
Birşeyi FARKETMEK için önce soru işaretinin olması lazım. Düşüncenin oluşması ancak bu şekilde mümkün.
Kadın farkındalığı nedir? Ben kadınım demek yeterli mi? Birçok kadın, "ne yani, tabi kadınım, ne biçim soru ki bu şimdi" diyip geçiyor. "Memelerim var, vajinam var, kadınım işte, farkındayım..."
Öncelikle farkındalık öyle birşey değil. Kadınlığının farkında olmak, ona sahip çıkmak demek, kadın olarak kendinle barışık olmak, bedeninle barışık olmak, cinselliğinden utanmamak, erkeklere karşı 1-0 mağlup hissetmemek, kendini ezdirmezken bir yandan da erkeklerle savaş halinde olmamak ve daha buna benzer pek çok olguyu içerir.
Kadınlığına sahip çıkamayanların bir kısmı elbette ki coğrafi ve sosyoekonomik nedenlerden ötürü başaramıyorlar bunu ancak büyük çoğunluğun nedeni bu değil. Eğitimli, sosyoekonomik durumu iyi pek çok kadın da kadınlığının farkında değil. Kadınlığı süslenip erkeğe şımarıklık yapmak, "gösterip vermemek", erkeği kıskandırmak, "kadınlığını" kullanıp koca avlamak sanıyorlar. Kadınlığının farkında olmak, hele hele kadınlığına sahip çıkmak bu değil!
Değişim için hem kadına hem erkeğe ihtiyaç var. Yin- Yang gibi, kadının erkeği, erkeğin de kadını tamamlamasına ihtiyaç var. Gerçek kadın, erkeği, gerçek erkeği düşman olarak görmez. Gerçekten erkek olan erkek de gerçek kadına, kadının hak ettiği sevgi ve saygıyı gösterir. Elbette ki burada bahsi geçen GERÇEK KADIN ve GERÇEK ERKEK, varoluşunun farkında, cinselliğinin farkında, kendiyle barışık KADIN ve ERKEKtir; kadıncıklar ve polat alemdarcıklar değil!
Değişimin mümkün olması ilk olarak kadınların değişimiyle mümkün çünkü;
Doğa dişidir, değişim kadın ile mümkündür. Kadın, varoluşu gereği, aylık periodu gereği, sürekli değişime uğrar, evrilir. Değişime ayak diremek yerine değişime ayak uyduran, kendini ve değişimini kabul eden, kendini doğal akışa bırakan kadın, değiştikçe, geliştikçe, onunla birlikte olan erkek de değişir ve gelişir.
Tüm bunların altında daha pekçok alt başlık var. Yorumumun başında dediğim gibi, bu yazıdan pek çok yazı çıkartılabilir. Ancak asıl anafikir bence; değişim için kadın ve erkeğin çatışmasına değil, birlikteliğine ihtiyaç var!

20 Nisan 2011 Çarşamba

Bir Bedende Kaç Kadın?..

Blogun ilk yazılarında bahsettim; birçok dilden, dinden, burçtan, sünnetli sünnetsiz adamla oldum, hepsini zamanla yazacağım dedim. Dedim demesine de, bunları yazmamın bir anlamı olsun istedim. "Seks anısı" olmanın ötesinde bir anlamı olsun. Belli bir konuyu tartışmak veya bir duygumu paylaşmak veya... Ama her durumda, yazılarımın bir anlamı olsun.
Son zamanlarda hayatımı sorgular oldum. Çok sıkıntılı birkaç gün geçirdim, doğum sancısı gibi. Kendimi kapattım, asosyalleştim, keyifsizleştim.
Dönem dönem yaparım böyle. Bir düşünce gelir önce, sonra bir sıkıntı. Bilirim ki bunun sonunda yeni bir"ben"i keşfedecek, yeni bir kat deri atacağım. Anka kuşu gibi küllerimden doğacağım. Öldürmeyenin güçlendirdiğini bildiğimden sabırla bekler, kendimi bırakırım. Sıkıntımı görmezden gelmek yerine, dibine kadar gider, çıktığımda en dipten geri çıkarım.
Birkaç gündür bir anlam arıyordum, beni hayata rutinle değil, tutkuyla bağlayacak bir anlam. Sihirli kelimeyi bulmak gerekiyordu kilidi açmak için. Çocukluğuma kadar gittim, evre evre baktım kendime. Çocuk halim, ergen halim, genç kız halim, kadınlığımı ilk keşfettiğim yıllar ve bugün... O zaman da bu kadar rutin miydi yoksa yılların yorgunluğu mu çökmüştü üstüme?
İlişkilerim açısından düşündüğümde aslında başlarda daha rutindim, ilişkiye bir başladım mı yıllarca sürdürüyordum.
Sonra trak! Bir yerlerde bir kırılma yaşandı.Ne olduysa o ilişki böceği kadın bir anda çift dikiş gitmeye başladı. Kaybettiğim yılları mı dolduruyordum, beceriksiz adamları mı buluyordum, tatminsiz olduğumdan mı aldatıyordum, aldatmanın adrenalinine mi bağımlı olmuştum?.. Tam bilmiyorum. Aldatmadan rahat etmiyordum... Biriyle yatıp, biriyle kalkıyordum. Gecelik ilişkilerim de vardı, düzenli "metres"lerim de...
Sonra trak! O kadın gitti, "yoruldum, artık nadasa çekileceğim" diyen bir kadın geldi. Aylarca kimseye bakmadım. Yalnızlığın keyfini çıkarttım. Kendimi dinledim, kendimle kaldım. Aşka inanmadım, aşkı aramadım.
Sonra trak! Aşık oldum. Hayatımın (meğerse) ilk ilişkisini yaşadım. Ve gerçek seksi tanıdım. Çok sevdim, hiç aldatmadım. İlişkimi baş tacım yaptım, hiç yıpratmadım. Yıpranacağını anladığım an hemen ayrıldım. Hiç pişman olmadım. Ne o gitme dedi, ne ben kalırım dedim. Beni ben olduğum için sevdi, onu o olduğu için sevdim.
Sonra trak! Bugün... Geriye bakıyorum, hiç birinden pişman değilim. Ancak, hiç biri de ben değilim... Yada hepsi benim. Şu anki ben değilse de, bir dönemin "ben"i. Zamandaki kırılmalarımdan, "trak deme" noktalarımdan oluşuyorum. Acaba bir gün birinde karar kılacak mıyım, yoksa sürekli değişime mi uğrayacağım... Bunu ben de bilmiyorum. Belki de aslolan yalnız ve sadece değişimdir...

2 Şubat 2011 Çarşamba

Zevk Almayı Biliyor muyuz?

Önceki postumda yazmıştım, kendimi bildim bileli sekse meraklıyımdır, hem düşünme bazında, hem bizzat tatbik etme konusunda. Okurum, araştırırım, bedenimi incelerim, aynada uzun uzun... Merak ediyorum, bu yazıyı okuyan sen, hiç bacaklarını açıp oturdun mu ayna karşısına? Baktıysan, mutlu azınlıktansın, gel beri, seninle konuşacaklarımız var. Bakmadıysan, işte senle daha da çok konuşacaklarımız var.
Herkes kendini "ben yatakta çok iyiyim" sanır, yada herkes değilse de, çoğunluk... Peki daha bedenimizi bile tanımadan, onu yatakta nasıl iyi kullanabiliriz ki? Kitaptan okumakla olmaz ki, her bedenin, her ruhun zevk alma noktaları ayrı, bunun herkese uygulanabilecek tek bir kuralı yok ki... Kendini tanımayan, kendini, bedenini tanımayan, okşamayan, sevmeyen sen, nasıl zevk alabilirsin ki?
İnsan bildiği kadar vardır. Bugüne kadar zevk sandığın şey belki de gerçek hazzın yalnızca onda biri, kim bilir...


Kendi adıma konuşursam ben ilk orgazmımı 26 yaşında yaşadım. 6 yaşından beri mastürbasyon yapan ben, gerçek hazzın, o güne kadar yaşadığım zevklerin meğerse orgazm olmadığını, "gelmek" ile "orgazm olma"nın birbirinden farklı olduğunu o zaman farkettim.
Sen de şimdi bir ayna karşısına geç, kendini uzun uzadıya incele. O çok kıymetli bir hazine...

31 Ocak 2011 Pazartesi

Kutsal Fahişeyim Çünkü...

"Çünkü ben ilk ve sonum
Onurlandırılan ve aşağılananım
Ahlaksız ve kutsal olanım
Zevceyim ve bakireyim
(Anne) ve kızım
Annemin uzuvlarıyım...
Anlaşılamayan sessizlik
ve sık sık hatırlanan düşünceyim

Tınısı çok katlı o ses
ve görünüşü çoklu o sözüm
Kendi adımın dile getirilişiyim"
"Kutsal Fahişe", Nancy Qualls-Corbett, Tavanarası Yayıncılık

Kendimi bildiğimden beri sekse merakım vardı. Mastürbasyona 6 yaşında başladım... İlk pornomu 7 yaşında seyrettim, tesadüfen de olsa... Bedenimi severim; ona bakmayı, onu aynada incelemeyi, kendimi okşamayı, öpmeyi... Onu iyi tanırım, tepkilerine önem verir, dikkat ederim, onu dinlerim...

Kutsal Fahişe adını seçtim çünkü kadın bedeninin, erkeğinkinden daha gizemli olduğuna inanıyor, cinsellikte günümüzdeki genel kanıların (erkeğin etken, kadının edilgen oluşu, seksin kadınlar tarafından istenmesinin ucuz, günah vs. oluşu, Bakire Meryem vb. birçok safsata)  çoğunun yanlış olduğunu düşünüyorum.

Anaerkil toplumlarda Kutsal Fahişe tapınılan bir varlıkken günümüzde hor görülmektedir. Ataerkil topluma neden geçildiği hem çok uzun hem de fazla ciddi bir konu olduğu için, bunu burada tartışmayacağım, en azından şimdilik... Hemen yeri gelmişken, bu yazıyı hala okumakta olan siz okuyucuya küçük bir iki açıklama; öncelikle, feminist değilim, feminizme inanmam, kadınların veya erkeklerin birbirinden üstün olduğunu değil, tamamlayıcı olduklarını savunurum. İkincisi, bu fazla ciddi girizgah sizi ürkütmesin, şimdiden sonra anlatacaklarıma altyapı sağlamak için biraz detaya girmem gerekti, hepsi bu...

Kutsal Fahişe kitabını ilk gördüğümde, "işte yıllardır aradığım tanımlama" dedim, evet ben bir kutsal fahişeydim. Küçükken fahişelik mesleğinin, hem seks yapıp, hem de üstüne para almanın muazzam bir fikir olduğunu düşünürdüm. İlk okul yıllarımda mastürbasyon yaparken ya fahişe yada playgirl olduğumu hayal ederdim. Toplum baskısı ve daha pek çok nedenle pratikte bunun pek de mümkün olmadığını artık bilsem de, özünde bu düşüncede bir kadınım.

Erkeklerin "boyunu ölçme" ile derdi olduğu gibi benim de "derinlik ölçme" derdim vardı küçükken. Nihayet bir gün merakıma yenilip elime geçirdiğim bir kalemi sokabildiğim kadar derine sokup derinliğimi ölçmüştüm. Ve tabi bekaretimi (ne çirkin tanımlamadır bekaret) bu şekilde kaybettim. Kasıtlı bir hareket değilse de, isabet olmuş.

İlk cinsel ilişkimi yaşadığımda 18'dim. Hem çok merak ediyor, hem de çok geriliyordum. Sevgilimle hep bir noktaya kadar gelip, iş benim donumu çıkarmaya geldiğinde duruyorduk. Bir yandan gerilirken, bir yandan da kendime müthiş kızıyor, kendime yediremiyordum. "Ben bile bunu mesele ediyorsam, seksi iyice tabulaştıranlar neler yapıyordur" diye de düşünüyordum. Burada tabi "ben bile" derken ukalalık yapmaya çalışmıyorum, seksi çok küçük yaştan beri merak eden, istekli bir genç kızın bile ne gibi korkular yaşadığının altını çizmeye çalışıyorum.

Çok fazla adamla birlikte oldum, çok fazla şey denedim, zamanla hepsini anlatacağım. Şu an için söylemek istediğim şey, tabuları kırmak zor... ama imkansız değil. Bu blogu oluşturmamın temel nedeni, konuşulmayanı konuşmak, paylaşılmayanı paylaşmak, farklı görüşler, yorumlarla karşılaşmak, tartışmak, yalnız olmadığımı (yada belki yalnız olduğumu) kendime göstermek.

Günlük aptal konulara saatlerce kafa patlatan ey insanoğlu, günde birkaç dakikanı seksi anlamaya ayırsan- seks zannedilen gel-gitler değil, gerçek seksten bahsediyorum- daha rahat, daha özgür olacaksın inan.