15 Şubat 2011 Salı

Sanal Kimlikler ve Erkekler

Bu yazıyı özellikle beylere yazıyorum, yorumlarını bizlerle paylaşırlarsa sevinirim.


Burada "kadın özgür olsun", "yatakta rahat olmaktan çekinmesin", "ilk geceden yatmaya korkmasın" vs diye maskelerinizin arkasından ahkam kesen siz erkekler, sevgiliniz, eşiniz veya partnerinize de buradaki gibi mi davranıyorsunuz yoksa dışarıda gerçekleştiremediğiniz "ben"i burada mı tatmin ediyorsunuz?
Gerçek kimliklerimizle tartışamayacağımız, tartışmayı bazen tercih etmeyeceğimiz konuları, daha özgür tartışmak adına bir takım sanal isimler alıp buraya doluştuk, çok güzel de... Bir süre sonra burada da bir kimlik oluşturuyor, "beni samimi, içten, cool, metroseksüel, vs. olarak tanıyor, seviyorlar, bunu bok edip cemaatle papaz olmayayım" demiyor muyuz?
Samimi olmanız dileğiyle...

Not:Bu  yazıdan, "sadece erkekler sanal kimlik oluşturuyor" diyormuşum gibi anlaşılmasın, kadın erkek hepimiz sanal kimliklerimizle buradayız. Ancak, bu yazının konusu geniş anlamıyla sanal kimliklerimiz değil, daha dar anlamıyla "sanal kimliklerinin arkasındaki erkekler". Daha kapsamlı bir "sanal kimlik" yazısını başka bir gün yazacağım...

14 Şubat 2011 Pazartesi

Futbol ve Seks

İlk kodlanmanın önemli olduğunu yazmıştım... Ve bu konuya tekrar döneceğimi ...Önceden okumamış olanlar, bu yazıya devam etmeden önce önceki yazıyı okurlarsa, neden bahsettiğimi buradan yakalayabilirler.

İlk kodlanmayı bu kez başka bir yönüyle ele alacağım; erkekler ve ilk tecrübeleri... Dedik ya, ilk kodlanma önemli. İlk tecrübeler, bir ömür takip ediyor bizi, hayalet gibi. Bazen hafif sıyrıklarla, bazen onarılamaz travmalarla... Ve bu travmaların oluşması için illa ki uç örneklere (tecavüz vb.) gerek de yok. Bazen çok acemice yapılmış bir "ilk seks", kişinin ömür boyu seksi "kötü, can acıtıcı" veya belki de "sıkıcı" olarak kategorize etmesine neden olabilir. Kuşkusuz, iyi bir ilk tecrübe yaşamış olanlarımız da vardır, ancak şu an konumuz onlar değil. Konumuz, "kötü ilkler" ve bu ilklerin bizde bıraktığı izler.
Ülkemizde cinselliğin tabu olduğu hepimizce malum. El yordamıyla birşeyler öğrenmeye çalışıyor, arkadaşlarımızdan, dergilerden, internetten yalan yanlış bilgiler edinmeye çalışıyoruz. Cinsel eğitim zaten yok. Tersine, Erzurum Kış Oyunları'nda prezervatif dağıtılıyor, "kültürümüzde yok" diye Türk oyuncuların odalarından geri toplatılıyor! Ve bunun gibi daha birçok örnek...
Bunların üstüne üstlük, erkekler "Türk kadınları vermeye kasıyor" diyor, kadınlar ise "Türk erkeği, verince kaçıyor, beni hafif kadın olarak görüyor" diyor, kimsenin birbirine güveni yok cinsellik konusunda.
Hal böyle olunca, erkeklerin çoğu ilk tecrübesini genelevde yaşıyor, oralarda "milli" oluyor. Para karşılığı seks, bazı erkeklerin tercihi; böyle söyleyen pek çok erkek var, biliyorum ama ben para karşılığı seksi değil, "ilk tecrübenin genelevde yaşanması"nı tartışıyorum bu yazımda.
Çocuk, (erkek diyemeyeceğim çünkü genelde ilk tecrübeler çocuk yaşta, bir ağabeyin elinden tutup geneleve götürmesiyle oluyor, "haydi gel erkek olmaya götüreyim seni" diyerek) korku, endişe ve heyecan karışımı tuhaf duygular içinde geneleve gider. Onun gibi birçok çocuk görmüş olan hayat kadını, "gel koçum" diyerek çocuğu odaya alır, 2-3 dakikada, haydi bilemedin 5 dakikada işini görüp çocuğu boşaltır (yada boşaltamaz çünkü çocuk heyecan ve endişeden ereksiyon olamaz) ve gönderir. Sonrası hayat kadını için "sıradakiiii!", çocuk içinse "neydi şimdi bu, erkek mi oldum ben şimdi" gibi tuhaf bir iç boşalması. Ama orada asıl yaşanan travma şu; çocuk, cinselliği boşalmak zanneder, seks o çocuğun beyninde "boşalmak" olarak kodlanmıştır. Zaten kapıda bekleyen ağabeyi de "ne oldu lan, yapabildin mi?" diye sorduğunda, boşalıp boşalmadığını sormaktadır, çünkü zaten o ağabey için de seks skordan ibarettir. Çocuk 1- Kadın 0. Kaç kere siktin, o kadar skor!
Oysa, az sayıda da olsa, bazı erkekler (ve kadınlar) bilir ki, boşalmakla orgazm birbirinden farklıdır. Boşalmadan da orgazm olunabilir, HAZ almak, boşalmakla bir değildir!
Seksi futbol zanneden erkekler ise skor peşindedir. "Kaç kere siktim, kaç kere geldin, kaç dakika sürdü..." bu erkek tipinin tek kaygısıdır. Oysa, haz almak, skor yapmaktan daha önemlidir! Seks, kaç kere gidip geldiğinden çok daha komplike, çok daha zevkli bir "spordur"!

meraklısına, futbol ve seks geyiği aşağıda: (aşağıdaki yazı internetten alınmıştır, benim üretimim değildir)
 -ikisinde de pozisyon zenginligi esastir.
- ikisinde de çamurlu ortam sevilmez.
- ikisinde de motivasyon neticeyi etkiler.
- ikisinde de çocuklar problem olur.
- ikisi de şifreli kanaldan yayınlanır.
- ikisinde de skor önemlidir.
- ikisinin de magandası çekilmez.
- ikisinde de 'ilk kez milli' olunur.
- ikisinde de frikik vardir.
- ikisinin icrasi için de tesis gereklidir.
- ikisi de nadiren ertelenir.
- ikisi de ısınma hareketleri gerektirir.
- ikisinin de paralı yapılanında menajerlik sistemi vardır.
- ikisinde de sakatlık riski vardir.
- ikisinde de deplasman korkusu yaşanır. Tek bir farkla , futbolda elle oynamak yasaktır , diğerinde serbest.

Göğüs Farkıyla Anafikri Solladım!

Aldığım yorumlara bakılırsa "gerekirse sik, yeter ki elleme" adlı dünkü yazımda kendimden verdiğim örnek, anafikrin önüne geçti, ki bu da yazının başarısızlığını gösterir... Bir dahakine daha somut olmaya çalışacağım, zira ilk kodlanmanın son derece önemli bir konu olduğunu düşünüyorum; benim memelerimi ne zaman ellettirip ne zaman ellettirmediğim ise son derece önemsiz (ya da başka bir deyişle, kişiye özel) bir durum...

13 Şubat 2011 Pazar

Gerekirse Sik, Yeter ki Elleme!

Yazılarımda sürekli değiniyorum; bedenimizi tanımıyoruz! Bedenimizi sevmiyoruz! Daha kendi bedenimizi tanımazken, nasıl ve nerelerden zevk aldığımızı bilmezken, bir başkasının bize zevk vermesini beklemek ne kadar reel? Sanal beklentiler içinde, kendimizi kandırıp duruyoruz.
Bedenimizi, beynimizden ayrı düşünüyoruz. Sanki beynimiz, bedenimizin içinde değilmiş gibi... 5 duyumuzdan bihaber yaşıyoruz, onları sürekli kullandığımızı farketmiyor, yeri geldikçe gelişigüzel kullanıyoruz. Oysa varoluş, beden aracılığıyla gerçekleşiyor. 5 duyumuz her eylemimiz için çok büyük önem taşıyor, cinsellik de dahil olmak üzere. Görmek, duymak, tatmak, koklamak, hissetmek olmaksızın seksten bahsetmek olası mı?..
Her insanın karakterinin farklı olması gibi, her birimizin yaşanmışlıkları, tecrübeleri de ayrı. Ve tabi dolayısıyla, sevdiklerimiz ve sevmediklerimiz de... Dünyaya geldiğimiz andan itibaren sürekli bir mesaj bombardımanı altındayız. Bu dış etken bombardımanı da yine 5 duyumuz aracılığıyla ulaşıyor beynimize, yeni kokular, yeni tatlar... İlk deneyimlerimizi oluşturuyor, ilk kodlanmalarımızı tecrübe ediyoruz.
KODLANMA: beynin, bir olay veya olguyu, başka bir olay veya olguyla ilintilendirmesi, çağrışım kurması. (Kodlanmaya basit bir örnek; çocukluğunuzda komşunun evinden gelen kurabiyenin kokusunu şu an bir yerde duyduğunuzda, zihninizde çocukluğunuza, komşunun evine dönmeniz.) Kodlanmaların, 5 duyu sayesinde oluşturulduğunu söylemeye gerek yok, şüphesiz...
İlk kodlanma, hayatın tüm alanlarında olduğu gibi,sekste de var. Aslında bu, epey uzun ve kapsamlı bir konu. Üstelik pek çok farklı yönüyle incelenebilir. Ancak ben bu yazımda ilk kodlanmanın kişiyi nasıl etkileyebileceğinden söz edeceğim ve bunun kendimden yola çıkarak örneklendireceğim.
O zamanlar 15 yaşındayım. Yaz aşkım var, ilk öpüştüğüm çocuk... Onun benden önce uzun bir ilişkisi olmuş, ne kadar ne yaşadığını bilmiyorum ama benden çok tecrübeli olduğunu sanıyorum çocuk aklımla. Benle sadece öpüşmek, ki bu bile benim için bir ilk, ona yetmiyor. Bense onu kaybetmek istemiyor, biraz daha diretirsem, sevgilimin benden uzaklaşacağını hissediyorum (yine bir "vermezsem kaçar" hikayesi; ne acı, değil mi?). Nihayetinde bir gün yine öpüşürken, sevgilimin elini itmedim ve ne yapacaksa yapsın dedim. O da çok tecrübeli değil haliyle, 15 yaşında çocuk... Öpüşürken dikleşmiş olan memelerimi, kumandanın düğmesine basar gibi bastırıp, indirmeye çalışıyordu. Hiç zevk almadığım gibi, hem fiziksel olarak canım acımış, hem de duygusal olarak incinmiştim. İstemediğim birşeyi sırf erkeğimi kaybetmemek için yaptırmak, bende üzüntü- öfke karışımı bir duygu yaratmıştı.
Herkesin bir ilki vardır muhakkak, benim dokunulmayla ilgili ilk kodlanmam buydu. Üzerinden yıllar, biri sürü seksler geçti... İlk kodlanma geçmedi. Hala ben ne zaman sekse çok istekli olmasam, memelerimden anlaşılır. Adam o an içime girse, yine renk vermem, gerekirse orgazm taklidi bile yapabilirim, çok istekli olmadığımı anlamasını istemezsem bunu göstermemeyi başarabilirim... Yeter ki memelerime dokunmasın, o an memelerime asla ve asla dokundurtmam!

10 Şubat 2011 Perşembe

Bana Ne İzlediğini Söyle, Sana Niye Sikemediğini Söyleyeyim

İletişim çağındayız, sürekli iletişiyoruz. Televizyon, radyo, internet... Binlerce haber sitesi, facebook, twitter... Doğru, yanlış, gerçek, yalan birçok haber arasında gezinip duruyoruz. Üstüne bir de anlamsız televizyon programları, diziler... Aptal kutusuna bakıp, kafamızı boşaltıyoruz. Beynimizi gerekli bilgilerle doldurmaktansa, boşaltıyoruz sürekli... Kitap okuyan, kendini geliştiren bir millet değiliz, dizi seyretmek işimize geliyor. Vaktimizi değerlendirmiyoruz, vakit öldürüyoruz.
Peki ne var bu dizilerde? Sözüm ona "aşk" var, sözüm ona "evlilik" var, Türk gelenek ve görenekleri var, örf ve adetleri var. Nedir o gelenek görenekler, bizim ahlak anlayışımız nedir? Diziler sağolsun, hepsini öğreniyoruz, aferin bize!
En iyi örneklerden biri mesela Fatmagül, ben en çok onu beğeniyorum! Önce bir manga adam kadına tecavüz ediyor, sonra kadın tecavüzcülerden biriyle evlendiriliyor (ama yoo, o çocuğun suçu yokmuş, o tecavüz etmemiş, sadece oradaymış, sadece seyretmiş!) ve nihayetinde de bu kadınla bu erkek inceden inceye birbirlerine aşık olmaya başlıyorlar! Ne güzel bir aşk hikayesi, öyle değil mi?!
Kanuni Sultan Süleyman'ın Hürrem'le dudaktan öpüşmesi olay oluyor, dizi daha başlamadan RTÜK'e deliler gibi telefon ve mail yağıyor dizi kaldırılsın diye ama Fatmagül'ün tecavüzcüsüyle evlendirilmesi, ona aşık olması normal. İşte biz buyuz hanımlar, beyler. Burada hepimiz suçluyuz! Ülkemizdeki taciz, tecavüz, ensest olayları o kadar çokken ve biz bunları hasır altı ederken, Fatmagül'ü seyretmeye utanmıyoruz. Dahası, piyasada Fatmagül donu, Fatmagül bebeği satılmasına da "ne yaratıcı şu benim halkım" diye takdir ediyoruz. "Fatmagül bebeği, ister tecavüz et, ister koynuna al yat!" Aferin bize...
Asıl altını çizeğim konu ise şu: dizilerde "bekaret zarı", "gerdek gecesi", "evlenmeden olmaz" ve daha birçok mesajı alttan alta yiyor, kuzu kuzu sindiriyoruz. Cinselliğe bakışımız yönlendiriliyor; yanlış normlar ediniyoruz. Erkeğine "evlenmeden önce olmaz" diyen kadınlar, kadınına "eğlenilecek kadın var, evlenilecek kadın var" diyen erkekler yetiştiriyoruz. Aşkı, cinselliği ayaklar altına alıyoruz! Porno filmlerden edindiğimiz yanlış bilgiler ise başlı başına bir yazı dizisi. Kadınlar 90-60-90, erkekler top model, saatlerce sikiyor. Bunları seyredenler de "demek seksin doğrusu bu" sanıyor, "ben niye 90-60-90 değilim" diye bedeninden soğuyor kadınlar. Erkekler ise porno filmlerdeki gibi sikmeye kodlanıyor, ön sevişme filan yok!
Cinsel eğitim ise sıfır! Elalem uygulamalı cinsel eğitim dersi verirken, bizim ülkemizde bu konuyu konuşmak bile ayıp, yasak...
RTÜK, seks içerikli yayınlara kırmızı nokta koyacağına, bu dizileri kaldırtsın önce! Bize daha fazla Müjde Ar lazım...

9 Şubat 2011 Çarşamba

Mastürbasyonuma Dokunmayın!


Mastürbasyon... Kadınlar için tabulardan belki de en büyüğü. Bazıları küçük yaşlardan beri yapar, bazısı yapmaya, hatta bedenine aynada bakmaya bile utanır. Fakat şurası kesin; yapsa da yapmasa da kadınlar mastürbasyon konusunda konuşmaktan korkunç utanır!
Erkeklerde ise tam tersi söz konusu. Küçüklüğünde "en uzağa kim işer"le başlayan sik muhabbeti, ilk ıslak rüyalarını görmeye başladıklarından itibaren "seninki kaç santim", "fincanı dolduracak kadar boşaltıyor musun", "çavuşu tokatladın mı" muhabbetine dönüşür. Utanmak bir yana, bilakis, gururla, yüksek sesle anlatırlar hikayelerini her ortamda.
Kendi arkadaşlarımdan biliyorum, biz kadınlar mastürbasyonu konuşmayız, konuşamayız, yaptığımızı itiraf etmeyiz, yokmuş gibi davranırız. Değil erkeklerle konuşmak, kendi aramızda bile dile getiremeyiz. Bir kısmımız yapmaz da zaten... Ya utandığından, ya zarına zarar gelmesinden korktuğundan. Aptal baskılar yüzünden bedenlerine uzak, yaşayıp gider bu kadınlar. Ne kadar ironiktir bu kadınların partnerine bedenini göstermeye, onla seks yapmaya utanmaması, kendinden utanırken. Seksi bir alış- veriş olarak gören, bir koz olarak gören kadın, erkeğini hoş tutmak istediğinde "verir", cezalandırmak istediğinde "vermez", bu tip kadına göre seks "veriş- vermeyiş" meselesidir, zevk alıp verme meselesi değil. Bunda kadının olduğu kadar, erkeğin de suçu var, kadına yüzyıllardır yapılan baskılar, yatakta kadının fazla tecrübeli olmasını istemeyen erkek zihniyeti ve daha birçok unsur... Bu, başlı başına farklı ve uzun bir konu olduğu için, şu an daha fazla detaya girmeyeceğim konu hakkında.
Hal böyle olunca, kadın seksin zevk için değil, koz olarak kullanılan bir olgu olduğunu düşününce, mastürbasyon yapmayı akıl etmez, gerek duymaz.
Oysa ne kadar önemlidir, ne kadar güzeldir, ne kadar özeldir kendinle kaldığın o dakikalar. Ne istersen, nasıl istersen... Mastürbasyon, seninle bir başkası arasında yaşanan seksten daha özel, tamamen sana aittir, "seninle senin" arandadır.
Nasıl yapıldığına gelince, tabi ki herkesin zevki kendine. Kimisi kendini parmaklar, kimisi klitorisini okşar, kimisi vibratör kullanır... Bir de partnerinin karşısında mastürbasyon yapanlar var. Tahrik edici olduğu muhakkak... Ama bana göre değil. Mastürbasyon, kişinin kendine en yakın olduğu, en "ben" olduğu an... O anı kimseyle paylaşmayacak kadar egoistim o dakikalarda.
Ben mastürbasyonumu kimseyle paylaşmam, o benimle benim aramda!

8 Şubat 2011 Salı

Oral Seks: Yöneten misin Yönetilen mi?

Oral seksi oldum olası çok "özel" bulmuşumdur. Aslında tam olarak aradığım kelime, özelden ziyade İngilizce'de intimate denen bu kelime. Herhangi bir birleşmeden, her türlü pozisyondan daha samimi, daha sıcak, daha hislerine yer verdiğin... Öyle herkese yapmayacağın, yaptırmayacağın... Sevdiğin adama "seni seviyorum" demenin en erotik yolu bence. Hani gecelik bir ilişki yaşarsın da, sonra sokakta yürürken elele tutuşmazsın, "hani dün geceki aşk çocuğundan eser yok şimdi" dersin, oral seks de öyle bana göre, herkesle yapamazsın, herkese yapamazsın...
Oral seksin duygu yönü böyle. Peki ya psikolojik yönü? Erkeklerin de, kadınların da bu konudaki görüşleri kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Hem tecrübelerim, hem okuduklarım, hem arkadaşlarımla ve partnerlerimle tartıştığım kadarıyla söyleyebileceğim; genel kanı oral seks yapan kişinin, oral seks yaptığı sırada yönetilen olduğu... Erkeği ele alalım. Kadın eğilmiş, o iktidar sahibi, dimdik siki yalıyor. Erkek ise elini kadının saçına dolamış, bir eliyle saçlarını çekiştirip, kadının kafasını daha da daha da ittirirken, diğer eliyle kadının kıçını şaplaklıyor. İktidar onda, tüm heybetiyle. Öyle değil mi?
Değil işte! Bana göre, değil! O an bütün ipler bende aslında. Onunla bir oyuncak gibi oynamak, istediğim zaman durup, "haydi devam et" diye yalvartmak, sonra ağzımdan çıkartıp biraz oyalamak, sonra yine yine... Hele bir de adamın bileklerini tek elimle tutup onu iyice etkisiz hale getirdim mi... Kim bana yönetilen olduğumu iddia edebilir?..
Sanıyorum erkeklerin büyük bir çoğunluğu, kadına oral seks yaparken, aksini düşünüyor, yani yönetilen olduklarını. Hatta, tam da bu sebeple sevmiyorlar oral seks yapmayı. Sevmeyenler için söylüyorum: beyler, kadınların büyük bir çoğunluğu vajinal orgazm olamıyorlar. Bu nedenle oral seks bizler için bulunmaz bir hazine! Eğer sorun iktidarsa, siz de kadınınızı hem bulutlarda uçururken, hem de ufak taktiklerle "yönetmen" koltuğuna oturabilirsiniz. Ellerini bağlamak bir yöntem olabilir mesela, ve hatta gözlerini.
Tabularınızı kırın, pişman olmayacaksınız!
(To Die For filminde Nicole Kidman'ın Joaquin Phoenix'e oral seks yaptığı bir sahne vardı. Bir anda durup "kocamı öldür" dediğinde Joaquin Phoenix "herşeyi yaparım, yeter ki devam et" diye inliyordu. Maalesef fotoğrafını bulamadım, iyisi mi siz bu filme bir göz atın).