17 Ekim 2011 Pazartesi

Hilal Cebeci'nin Gözünden Sekse Bakış

Hilal Cebeci, Esra Ceyda kardeşler vb. "kadın"lığıyla şöhret olmaya çalışan kadınlardan hoşlanmam. Kullandıkları yöntemi takdir etmediğim gibi, hem son derece ucuz hem de seksilikten uzak bulurum. Ancak bugün elime geçen bir yazı "Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek gerektiğini" düşündürttü bana ve burada paylaşmaya karar verdim. Hilal Cebeci, aşağıdaki yazıyı kaleme almış; cinselliğe bakışla ilgili çok doğru birkaç noktaya değinmiş. Yazım hataları, cümle düşüklükleri vb. pek çok detayı göz ardı edip, anlatılmaya çalışılanın ne olduğuna odaklanınca bence çok başarılı bir yazı. Hele ki gazete, kitap okumayan ve neredeyse tamamen internetten beslenen bir gençlik olduğu düşünülürse, bu yazı kitlelere ulaşmak açısından son derece başarılı!



"Vibratör İndirimi...
Bizler nasıl dünyaya geliyoruz, seks yapılıyor ve biz dünya’ya geliyoruz?

Peki o zaman bu kadar doğanın kanunu olan bir eylemden neden bu kadar korkuyoruz, konuşamıyoruz, kötü birşey olsa bizler şuan dünya’ya gelebilirmiydik?
Demek ki iyi ve faydalı bir şey..
Seks yapmanın sağlığa faydalarını, uzmanlar anlatmakla bitiremiyor..

Tabiki temiz ve sağlıklı olan seksden bahsediyoruz..
Yani sürekli partner değiştrimek, korunmasız seksin son derece sakıncalı olduğunu söylemeye gerek yok...
Peki uzun soluklu ilşkilerde seks nasıl bir değişim geçiriyor?
Yani, bir zaman sonra sanki bir görev mi oluyor?
Erkek veya kadın gözlerini kapatıp başkalarınımı hayal ediyor?..
Bu sorun bir çok arkadaşımın başına gelen birşey seks hayatları monotonlaşınca gözlerini kapatıp başkalarını hayal ediyorlarmış:)
Bence çok korkunç bir durum, düşünsenize sevgilinizin gözü kapalı sevişirken, acaba başkasını mı hayal ediyor diye düşündükçe, konsantreniz tamamen kaybolur ve her şey biter.. Kabus gibi:)
Bence, seksde klasik şeylerden uzaklaştıkça uzun süreli ilişkiler zarar görmez, fantazilere yönelin, fantazi çok hoş birşey bence en iyi afrodizyak, mutlu çiftlerin güzel bir seks dolabı olmalı bence ve seksi sadece yatak odasıyla sınırlandırmamak gerekir...
Çünkü, bana göre sadece yatak odasına sıkıştırılmış bir seks bir süre sonra monotonlaşır, işte o noktada uzun soluklu ilşkiler sorun yaşayabilir...
Sekshoplar’da en çok satılan ürün hizmetçi kostümüymüş, çok enteresan değilmi:)))
İki sene önce hollandada yaşayan bir arkadaşım gülerek beni aradı..
Hollanda haberlerinde görmüş seksshop’da vibratör indirimi varmış, bir kuyruk varmış metrelerce ve insanlar gayet normal bir şekilde habercilerin görüntü almalarından rahatsız olmadan üstelik röpörtajda vererek indirimli vibratörleri almışlar...
Burda öyle birşey olduğunu düşünsenize taşlarlardı heralde özellikle kuyruktaki kadınları...
Her yazında bahsediyosun diyeceksiniz belki ama, biliyosunuzki damacanayla seks yapan, tavukla cinsel ilişkiye giren insanların olduğu bir toplumda yaşıyoruz bunlar haberlerde yayınlanıyor kafamdan uydrumuyorum...
Hayvanlara bunu yapan gözü dönmüş sapıkların çocuklara neler yapabileceğini düşünmek bile istemiyorum!...
Gerçekten allah herkesin coluğunu çocuğunu korusun, böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyorum, çocuk yapanlarıda çok cesur buluyorum açıkcası..
Seks tabu olmakdan çıktığı zaman işte bütün sapıklıklar, azalıcak..
Yapılan araştırmalarda seks suçları avrupada diğer ülkelere göre daha azmış, sebebini anlamak için zeki olmaya gerek yok..
Geleceğimizin sağlıklı bedenler olmasını çok istiyorum..
Bizden sonraki nesil umarım bütün bu saçmalıkları aşmış mutlu bir nesil olur..
Bazı konuları kafalarında bitirmiş bir gelecek umut ediyorum
Özellikle birbirini seven hoşgörülü insanların olduğu, hayvanlara doğaya değer veren insancıl bir gelecek arzu ediyorum..
Lütfen birbiriniz sevin hoşgörülü olun, nefret çok kötü bir duygu üstelik bu kadar kısa bir dünya için...
Sevgilerimle...
Hilal CEBECİ"

linke gitmek isteyenler için: Vibratör İndirimi- Hilal Cebeci

7 Ekim 2011 Cuma

Eşcinselin de Adı Yok!

Türkiye'de azınlık olmak... Farklı olmak... Diğeri olmak... Zor! Çok zordur!

Biz koyun bir milletiz. Sevmeyiz öyle farklılık, değişiklik filan. Standart olacaksın, çok dikkat çekmeyeceksin. Hele ki kız çocuğuysan... Fazla sesli gülmeyeceksin, bacaklarını kapatıp oturacaksın, az biraz okuyacak, yirmilerine gelince "efendi" bir çocukla evleneceksin.

Hele ki erkek çocuğuysan... Büyüklere pipini gösterecek, bir an önce askere gidecek, dönüşte "namuslu" (bakire) bir kızla evleneceksin.

Hele ki gaysen... Kimseye, kendine bile itiraf etmeyeceksin! Heteroseksüelmiş gibi yapacak, evlenip çoluk çocuğa karışacaksın!

Bir çok gay arkadaşım var. Her birinin hayatı ayrı ayrı zor... Kimisi iş yerinde tacize uğruyor, kimisi ailesinin "haydi evlen artık" baskısından bıkkın, kimisi mahalledeki bıçkın delikanlıların laf atmasından bezgin... (ki bu da ayrıca tartışılması gereken bir konu. Ülkemizde "eğer gay'sen, sürekli seks düşünür, seks istersin" gibi tuhaf bir algı var. Tam da bu nedenle homoseksüellere laf atan o "delikanlılar"ı da masaya yatırmak lazım.)

Homoseksüellik ile ilgili internette bir araştırma yapın, hemen göreceksiniz; kaynak çok az, olanlar ise hiç iç açıcı haberlerle dolu değil maalesef. Eşcinsel dernekleri kapatmaya çalışmaları mı dersin, sitelere erişimin durdurulması ve dahi "bu sitelerde ne işin var" denmesi mi... Bir çok konuda olduğu gibi, bu konuda da "ne kadar çok az konuşursak, o derece namusumuzu koruruz" mantığıyla konu kapatılıyor, yok sayılıyor. Askere gitmek istemeyenler, homoseksüel olduklarını fotoğraflarla (!) belgelemek zorunda bırakılıyor! Geçenlerde bununla ilgili çok ironik bir haber vardı; TSK, sanatçı Kutluğ Ataman'ın askerliğe elverişli olmadığını belirttiği raporda, kendisinin eşcinsel evlilik yaptığını belirtmiş ve dolayısıyla eşcinsel evliliği tanımış oluyordu! Yazıyı kaleme alan Ezgi Başaran'ın dediği gibi "bir künt zekalı kabadayı gibi davranırsanız, homoseksüelliği hastalık olarak tanımladığınız raporda eşcinsel evliliği de mis gibi tanımış olursunuz"! Oh olsun!
Bulabildiğim birkaç örnek linki aşağıda verdim. Verdim ki tartıştığımız şeyin ne olduğunu bilelim. Eşcinsel dernekler, eşcinsel hakları, eşcinseller hakkında çıkan bazı yazılar (aralarında 1 adet iyi haber de var, haksızlık olmasın diye onu da koydum!)
Yetkililere sesleniyorum; cinselliği konuşmadığımız/ konuşturtmadığınız için insanlar seks yapmaktan vaz geçmeyecek! Eşcinselliği konuşmadıkça gay sayısı azalmayacak! Kadına şiddet tartışılmadığı için cinayetler durmayacak! Bu kadar devekuşluğu yetmedi mi?

http://www.istanbulgay.com/turkce/hukuk.html
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14574142.asp
http://siyahpembe.org/haberler/siyah-pembe-ucgen-nefret-suclari-konferansindan-cekildi/#more-733
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1064067&Yazar=EZGİ&Date=22.09.2011&CategoryID=97
http://news.turkgayclub.com/turkiye/3737-fatma-sahin-pembe-hayat-escinsel-dernegi-temsilcisini-toplantiya-davet-etti.html

30 Eylül 2011 Cuma

Bakış Açını Değiştir!


* Eşcinsellik 450'nin üzerinde türde bulundu. Homofobi ise sadece 1 türde.
Şimdi hangisi daha tabiata aykırı görünüyor acaba?

22 Temmuz 2011 Cuma

Buldun Kılsızını İstiyorsun!

Beden kutsaldır! Bu yazıya öncelikle bu önkabulle başlamalı. Beden, 5 duyumuzla varolduğumuz bu evrende/ bu evrenle bizim biricik iletişim aracımız. Beden biricik, beden kıymetli, beden sağda solda, onunla bununla harcamayacak kadar önemli!

Beden, "Ben"i gerçekleştirme aracımız. Kendimizi var edebilmek, ifade edebilmek, etrafımızı algılamak ve etrafımıza algılatmak için kullandığımız araç. Kendimizi doğru algılatabilmek için ise mümkün olduğunca kendimize samimi olmamız şart. Etrafa kendini sevdirmek, beğendirmek için çabalarken kişinin unuttuğu şey ise şu: Kendini sevmeyen, başkası tarafından da sevilemez...

Kendini sevmek için kişinin öncelikle kendini tanıması lazım. Pek çok kişi "Bu ne biçim laf? Tabi ki kendimi tanıyorum" diyor, biliyorum. Kendini tanımanın tanımını yapmak gerek önce. Kendini tanımak demek, kendine dürüst olmak demek. Kendiyle iletişimde olmak demek. Sevdiği şeylere sahip çıkmak, sevmediklerinden kendini sakınmak demek. Ben'ci olmak demek, ben'cil olmak demek... Bedeniyle iletişimde olmak demek. Kendini tanımak demek, bedenini tanımak demek, bedenini sevmek demek. Kendini aynada bile incelememiş olan biri, kendini tanıdığını iddia edebilir mi? Mastürbasyon yapmaya utanan biri, bedenini tanımaktan söz edebilir mi? Bedenine nasıl zevk vereceğini bilmeyen biri, başkasına zevk verebilir mi?

Çocukluktan kadınlığa geçen bedende bir çok fark belirir; bunlardan en belirginleri büyüyen memeler ve kıvrımlanan beden hatları ve uzayan tüyler.
Bu kıl-tüy konusu enteresan bir konu. "Ne kadar kılsızsan o kadar temizsin" gibi bir algı var...

Pek çok erkek tüysüz bir amı, am olarak değil, bebek-çocuk pipisi gibi algıladığı için tercih ediyor.
"Pırıl pırıl" dendiği zaman da durumun iyice altı çizilerek tüysüz olanın iyi olduğuna gönderme yapılıyor.
Kadın amı tüylerden ötürü bir "bilinmezlik" duygusu yarattığından, alt benlik olarak pek çok erkek tüyleri tehdit olarak algılıyor. Hatırlayanlarınız olacaktır, bir Almodovar filmi olan "Hable Con Ella"  filminde müthiş bir sahne vardır. Adam gittikçe büyüyen, büyüdükçe devleşen bir Am'dan içeri düşer, aynı bir uçurumdan aşağı düşer gibi...
Bu konunun eminim psikolojik ve hijyenik pek çok alt kırılımı vardır ve konu bir çok farklı açıdan tartışılabilir ancak benim asıl altını çizmek istediğim şu: Sen kendini nasıl seviyorsan, doğrusu odur!

Kişi, bedeninin tek sahibidir. Öncelikli olarak kendi bedenini sevmeyen, başkasına da kendini sevdiremez. Konu tüy ya da başka birşey, aslolan kişinin ne istediğidir. Kişi eğer kendini tüylü seviyorsa, sırf erkekler sevmiyor diye budamak çok yanlış. Hoş, bence bebek gibi görünmek zaten kadın doğasına ters ama öncelikli olarak önemli olan kişinin kendi tercihleri... "Ben" oldukça, mutluluk artar.

4 Temmuz 2011 Pazartesi

"BEN"

İnsanların mukaddes mabetlerinin kutsal eşiğinden içeri,onlara rağmen adım atmayın...

...

Ben varım. Var olacağım. Ellerim... Ruhum... Bu gök benim... Benim ormanım...  Benim dünyam... Bu benim vücudum ve ruhum; aradığım herşey Ben'de... Ben,  var olmanın, yaşayan, yürüyen, hisseden canlı bir ispatıyım.
Gören benim gözlerim ve benim gözlerimin bakışı bütün dünyayı güzelliğe boğuyor. Duyan benim kulaklarım ve benim kulaklarımla duyabilmek, dünyadaki bütün sesleri tatlı namelerle süslüyor. Düşünen benim aklım ve gerçekler benim düşüncelerimle aydınlanıyor. Kendi arzumla seçen benim ve yalnızca arzumla seçtiğim şeylere hürmet ve sevgi duyacağım.

İyi, kötü, doğru, yanlış birçok kelime biliyorum. Ama bunların içinde kutsal olan bir tane var, o da "BEN".
Seçtiğim yolu aydınlatan ışık ve o yolun pusulası içimde ve orada her şeyimle;  gören gözüm, duyan kulağım, anlayan ve düşünen aklımla ben varım.

Hedefim ve kendimin tek amacı: huzur ve mutluluk. Mutluluk o kadar yüksek bir değer ki, daha üstün bir hedefin bile peşinde koşmaya ihtiyacım yok.  Mutluluğum herhangi bir sona giden bir araç da değil. O gidilebilecek en son nokta, ulaşabilecek en büyük hedef. Kendi kendimin hedefi, kendi kendimin sebebi...
Ben başkalarının ulaşmaya çalıştığı sonların da aracı değilim. Başkalarının bir aleti, tornavidası da değilim. Başkalarının arzularının hizmetkarı da, yarasının bezi de, onların mabedlerine adadıkları kurban da olmayacağım...

Ben bir insanım. Bana ait olan bu mucize, benim sahip olduğum ve koruyacağım bir şey; ben koruyacağım, ben kullanacağım ve onun önünde yalnız BEN secde edeceğim.
Sahibi olduğum güzellikleri, erişilmez değerleri kimseye teslim ve emanet etmeyeceğim. Hatta onları istemediğim sürece kimseyle paylaşmayacağım. Onlar benimdir. Yalnız BENİM. Manevi bütünlüğümün hazinesini, bozuk para gibi harcayıp fakir ruhlara, manevi bütünlüğü olmayanlara sadaka olsun diye rüzgarın hakimiyetine terk etmeyeceğim. Bana ait olan, benim sahip olduğum bütün zenginlikleri; düşüncemi, arzumu, hürriyetimi ben koruyacağım. Bunların içinde üzerine en çok titreyeceğim, en ulu göreceğim şey, şüphesiz hürriyetimdir. Onu kimseye teslim ve emanet etmeyeceğim. Hatta kimseyle paylaşmayacağım.
Babama-çocuğuma, karıma-kardeşlerime, hiçkimseye hiçbir şey borçlu değilim.  Onlardan istediğim, talep ettiğim bir alacağım da yok. Hiç birinden benim için yaşamasını talep etmiyorum ve ben de hiçbirisi için yaşamıyorum. Hiçbirinin ruhunda gözüm yok ve artık hiçbiri benim ruhuma hasetle bakamaz.

Onların düşmanı da dostu da değilim. Her biri hak ettikleri yerde duruyorlar içimde. Bildiğim tek şey varsa, o da sevgimi kazanmaları için, doğmuş olmaları yetersizdir. Sevgimi hiç kimseye laf olsun diye, sebepsiz yere veremem. Şans eseri yanımdan geçen, yanımda duran, yanımda doğup yaşayan kimse onun sahibi olamaz.

Ben sevdiğim insanlara sevgimle şeref veririm. Şeref ise kazanılması gereken bir şeydir. Bunun yolu da söyleneni düşünmek, istenileni söylemek, emredileni istemek, kısacası yaşamak için yerde sürünmeye rıza göstermek olamaz.


Artık insanlar arasından arkadaşlarımı BEN seçiyorum. Ama arkadaşlar, köleler veya efendiler değil. Sevgimin temeli olan hürmetle bağlanıyoruz birbirimize, mecburiyetle değil. Gönlümün istemediğini yapmayacağım. Gönlümün istediğini seçiyor ve seçtiklerimi sevip onlara hürmet ediyorum. Onların ne esiri, ne de hakimi olacağım. Onlara ne emredeceğim, ne de itaat.
Onlarla istediğim zaman, daha doğrusu karşılıklı arzularımız mevcut olduğu zaman ve arzularımızın devamı süresince el ele sıkışacağız, el ele tutuşacağız, el ele oturup dostluk kuracağız ve yan yana yalnız olacağız.
İnanıyorum ki herkes ruhunun tapınağında yalnızdır ve yalnız olmalı, yalnız bırakılmalıdır. Bırakın herkesin içindeki bu mabet dokunulmamış, lekelenmemiş olarak kalsın. Bırakın insanlar istedikleri elleri, istedikleri sevgi ve şiddetle sıksınlar; insanların mukaddes mabetlerinin kutsal eşiğinden içeri, onlara rağmen adım atmayın.

Bütün ellerin, en kirlisinin bile mıncıklamaya hak kazandığı anda mutluluğumun ne değeri olabilir? Aptalların bile el uzattığı yerde aklımın, sefil ve güçsüzler de dahil olmak üzere bütün yaratıkların tahakkümü altında kalan hürriyetimin ne kıymeti olabilir? Ve yalnız eğilerek, itaat ederek, hürmet etmediğim kişilerin hürmet etmediğim fikirlerini kabul edeceksem, hayatımın ne kıymeti olabilir?
Ben, "biz" denen o korkunç hayaleti, esaret, çapulculuk, sefalet, cehalet ve hayasızlıktan gelen bu rezalet kelimeyi ezdim, çiğnedim, mağlup ettim.
İşte gerçek kudretin gerçek yüzünü görüyorum şimdi. Bu kudreti toprağın üzerinde yüceltiyorum.
Bu kudreti insanlar var oldukları günden beri aramışlar, bu bilinmeyen kudret onlara mutluluk, huzur ve gurur vermiş. Bu kudret,bu tek kelime:
BEN
Buraya ve her yere, benim bayrağım ve işaretim olan kelimeyi yazacağım. Bu kutsal kelime:
BEN 


(Ayn Rand; "Bencilliğin Erdemi" kitabından)