21 Mart 2012 Çarşamba

Türk Korunmaz... Bize Bir Şey Olmaz!

Cinsellik hakkında konuşuyor, cinsellik hakkında yazıyoruz. Oral seks iyi miymiş, anal seks kötü müymüş, kim hangi pozisyonda ne yapmış hepsini konuşuyoruz da, acaba korunuyor muyuz, bak işte onu hiç konuşmuyoruz. Batıda prezervatif kullanımını destekleyici kampanya ve aktiviteler artarken, bizde üniversitede eğitim amaçlı dağıtılan prezervatifler toplanıyor; Üniversiteler Kış Oyunları'nda da, Türk'lerin odalarından prezervatifler toplanıyor! Hal böyle olunca tabi, pek çoğumuz korunmaya gerek duymuyor. Böyle bir bilincimiz olmadığı gibi, prezervatif kullananı "light" görüyoruz.


(*prezervatifi gözünüzde büyütmeyin)

Amerika'da "happy national condom day" (ulusal "prezervatif  günün kutlu olsun") diyerek kutlama yapıyorlar, hatta devlet destekli http://wheredidyouwearit.com/ adlı bir siteyle nerede seviştiğini işaretlediğin, foursquare benzeri bir uygulama yapmışlar; tekrar ediyorum, devlet destekli! Mesajı da çok doğru: "be proud to wear protection!" (korunduğun için gurur duy!). Çok önemli bir mesaj çünkü insanlar gerçekten de cinsellikten utanıyor, korunmaktan utanıyor, prezervatif satın almaktan utanıyor! Kampanyanın "kendinle gurur duy, utanma" demesi, bu açıdan çok önemli, "cinselliğe olan bakış açını değiştir" diyor bir nevi... Yine Batı'da, porno filmlerde prezervatif kullanma zorunluluğu getirilmesi de, korunmaya bakış açısı normlarını değiştirme konusunda çok önemli bir adım!

Konuyla ilgili blogumda yaptığım anketin sonuçları aşağıda. 

Gördüğünüz gibi "geri çekilme" yöntemi açık ara önde; % 49, katılımın neredeyse yarısı eder. Allah'a emanet yatıp kalkıyoruz diyenler de hiç az değil... Bu ikisi birlikte % 59'luk bir çoğunluğun hiç korunmadığını ortaya koyuyor.

Türkiye'de son yıllarda HIV-AIDS vakalarındaki artış dikkat çekici boyutlara ulaştı. Sadece İstanbul'da virüs tespit edilen kişi sayısı 6 yılda üç kat artarak, 127'den 427'ye çıktı. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Buyru'nun cinsellikuzmani.com adlı sitede yer alan verilerine göre Türkiye'de cinsel yolla bulaşan hastalıklarda önemli bir artış var ve mutlaka prezervatif kullanmak gerekiyor. İstenmeyen gebelikler de işin cabası...

Bir kereden hiçbir şey olmaz demeyin! O bir kere hayatınızın hatası olabilir!..    



Prezervatifsiz asla!
17 (28%)
İlaç kullanıyorum
2 (3%)
Ertesi gün hapı kullanıyorum
1 (1%)
Spiral kullanıyorum
0 (0%)
Birden fazla korunma yolu kullanıyoruz
4 (6%)
Geri çekilme yöntemi kullanıyoruz
29 (49%)
Allah'a emanet yatıp kalkıyoruz
6 (10%)

8 Mart 2012 Perşembe

Tekrar Soruyorum, Kadınlar Günü mü?

Geçen yıl bu zamanlarda yazdığım "Kadınlar Günü" yazılarından bu yana hiçbir şeyin düzelmediğini, aksine kötüye gittiğini görmek beni son derece demotive ettiğinden sabahtan beri ne yazacağımı düşünüp duruyorum. "Kadınlar Günü? Niye ki?"  diye sormuştum geçen yıl, hala soruyorum.
Geçen seneden bu yana ne değişti, söyleyeyim. Başbakanımız "Kız mıdır kadın mıdır belli değil" dedi, yargı "N.Ç.'ye ve daha nicelerine tecavüz eden adamları sokağa saldı, otobüste öpüşen gençler linç edildi, 8 Mart Kadınlar Günü'nde (ironiye bakın ki) Femen grubu soyunup protesto gösterisi yaptığı için apar topar karakola alındı. (Madem yaka paça içeri alacaklardı, niye gösteri yapmalarına izin verdiler konusunu ayrıca tartışmak gerek).
Öyleyse sorumu tekrarlıyorum: Ben hala hangi kadın gününü kutluyorum? Hala hayatta olmamı mı kutluyorum? Erkekler beni henüz öldürmediği için müteşekkir mi olayım? Halaylarla mı kutlayayım? Tacizlerini görmezden mi geleyim? Onların seks ihtiyaçlarını "ne de olsa erkek" diye legalize ederlerken, benimkini orospuluk olarak görmelerini doğal mı karşılayayım?
Sorarım size, tam olarak neyi kutluyoruz?

26 Şubat 2012 Pazar

Mart Kapıdan Baktırır,Kazmayı Küreği Kafana Kaktırır

Her sene olduğu gibi bu yıl da Mart ayının gelmesiyle birlikte Kadın Haftası, Kadın Günü, Kadın Ayı vb. konu başlıklı tartışmalar, paneller ve daha bir sürü saçmalık yazılacak, çizilecek, yapılacak, edilecek. Geçen yıl bu zamanlarda yazdığım Kadının Canı Yok yazısına tepkiler gelmişti "niye Kadınlar Günü'nü kutlamaya karşısın?"diye... Karşıyım çünkü bütün sene oturup yalnızca Mart ayı boyunca bu konunun konuşulmasını doğru bulmuyorum. Karşıyım çünkü kalan 11 ayda da bir çok şiddet, töre cinayeti, çocuk gelin, N.Ç.  vb. vaka meydana geliyor ama biz onları sadece birer "vaka" olarak görüyor, insan olduklarını umutuyor, okuyup geçiyoruz. 26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç.'yi, "rızası var" diyen mahkemeyi Twitter'da kınamak değildir gerçek protesto. Gerçek protesto kendini o çocuğun yerine koyup mücadele etmek, sokaklara dökülüp yürüyüşler yapmak, yasa tasarısında iyileştirme yapılması için bastırmak, Uçan Süpürge, KaDer, Mor Çatı ve benzeri kuruluşlara destek vermekle olur. Kadın Günü karanfil dağıtmakla değil, kadınlara sahip çıkmakla olur. Ve bizim bu konuda yiyeceğimiz 40 bin fırın ekmek var...



Konuyla ilgili bir kaç istatistik:
  • Tüm kadınların % 25'i Fiziksel şiddete uğruyor.
  • Şiddete uğrayan kadınların %75'i eşi tarafından şiddete uğruyor.
  • Şiddete uğrayan erkeklerin % 75'i aile dışından gelen şiddete uğruyor.
  • Cinayet sonucu ölen kadınların %40-70 eşi tarafından öldürülüyor.
  • Tecavüze uğrayanların %50 si 18 yaş altında ve bunlardan %10 erkek çocuk gerisi kız çocuktur.
  • Her 4 kız çocuktan biri cinsel şiddete uğruyor.
  • Daha çok 7-9 yaş arası çocuklar cinsel şiddete uğruyor.
  • 5-10 yaş arası çocukların %55'i ensest mağdurudur.
  • 10-16 yaş arası çocukların %40 ensest mağdurudur.
  • Cinsel saldırganların %75'i tanıdık biridir.
  • Ensest olaylarında faillerin %50'si öz baba ve sırasıyla amcalar enişteler, ağabeyler, dedeler ve dayılardır.
  • Acil yardım hattını arayan kadınlardan % 57'si fiziksel şiddete, % 46,9'u cinsel şiddete, % 14,6'sı enseste ve % 8,6'sı tecavüze maruz kalmıştır.
  • 1995'te başkent Ankara'daki gecekondularda yaşayan kadınlar arasında yapılan bir araştırma, kadınların % 97'sinin kocalarının saldırısına uğradığını ortaya koymuştur.
  • 1996'da orta ve yüksek gelir gruplarında yer alan ailelerle yapılan bir araştırmada, soruların başlangıcında kadınların % 23'ü kocalarının kendilerine karşı şiddet kullandığını söylemiş, fakat belirli şiddet tipleriyle ilgili sorular sorulduğunda bu oran %71'e yükselmiştir.
  • Başka bir araştırma, kadınların % 58'inin yalnızca kocalarından, nişanlılarından, erkek arkadaşlarından ve erkek kardeşlerinden değil, kadın akrabalar da dahil olmak üzere kocalarının ailesinden de aile içi şiddete maruz kaldığını tahmin etmektedir.
  • Bir grup orta ve üst sınıf kadının % 63,5'unun cinsel tacizin bir türüne maruz kaldığı bulgusuna ulaşılmıştır.
  • Bir araştırmaya göre, şiddet sonucu ölen 40 kadından 34'ü evde ölmüş, 20'si asılmış ya da zehirlenmiş, 20'sinde öldürüldüklerine dair kesin belirtiler görülmüş ve 10'u da ölmeden önce aile içi şiddete maruz kalmıştır.
  • Türkiye'nin kuzeybatısında yer alan Bursa şehrindeki halk sağlığı merkezlerinde yapılan bir araştırma, kadınların % 59'unun şiddet kurbanı olduğunu ortaya koymuştur.
  • Mor Çatı'nın 1990 ile 1996 yılları arasında 1.259 kadın arasında yürüttüğü bir araştırma, kadınların % 88,2'sinin bir şiddet ortamında yaşadığını ve % 68'inin kocaları tarafından dövüldüğünü göstermiştir.
  • Ankara'da yapılan başka bir kadın araştırmasına göre, kadınların % 64'ü kocalarından, % 12'si ayrıldıkları kocalarından, % 8'i birlikte yaşadığı erkeklerden ve % 2'si de kocalarının ailesinden şiddet görmektedir. % 60'ı, kocalarının kendilerine tecavüz ettiğini söylemiştir.
Daha fazla bilgi için

31 Ocak 2012 Salı

Bayan Değil Kadın!

Sık sık değindiğim konulardan biri "kelimelerin önemi"... Bedenimiz kendimizi var etme aracımız, 5 duyumuz sayesinde var oluyor, bu sayede iletişim kuruyoruz. Seks sırasında "sik beni" demek ayıp değilken, sokakta kullanılan "sikişme" kelimesi küfre giriyor ve tam da bu nedenle beden üzerinden küfretmemek gerekiyor. Çünkü küfrettikçe bedenimizden uzaklaşıyoruz, küfrettikçe onu aşağılamış oluyoruz. Tıbbi terimlerle de bu uzaklaşmayı iyice derinleştiriyoruz. Önceki bir yazımda bahsettiğim gibi, bedenlerimizi hor görüyor, ona önem göstermiyoruz. Vajina, penis gibi steril kelimelerle seksin "pis"liğini örtmeye çalışıyor, doğallımızdan uzaklaşıyoruz. Oysa bu kelimeleri tabu olarak görmesek, kimse öyle görmese, am ya da sik dendiğinde kimse tepki göstermez.
Aynı bu nedenle "bayan" kelimesine de karşıyım. Doğada kadın ve erkek vardır, bayan kim ki? Kimliksiz, kişiliksiz, samimiyetsiz bir kelime...
Tam da bununla ilgili bir site yapmışlar, sözü uzatmadan sizi onlarla başbaşa bırakıyorum. İki KADINın yaptığı www.bayandegilkadin.com sitesi incelenmeye değer...

25 Aralık 2011 Pazar

"Kontrol Sen'de Başlar"

controltonight.com diye bir site yapmış Amerikalılar, özetle "kontrolünüzü kaybedecek kadar içip, pişman olacağınız şeyler yapmayın" diyor. Pişman olacağınız şeyler trafik kazasından tutun da, taciz hatta tecavüze uğramaya kadar gidiyor. Adım adım "ne yapsaydınız olayı nasıl engelleyebilirdiniz"i göstermişler.


Ancak taciz ve tecavüz kurbanı bir grup insan siteye epey tepki göstermiş. "Ne yani, içmeseydik başımıza bunlar gelmeyecek miydi? Yaşadığımız şeyi nasıl bu kadar basite indirgersiniz" ve benzeri tepkiler var. Bu da başlı başına bir tartışma konusu kuşkusuz ancak ben en azından yetkililerin bu tür bir reklam kampanyası yapmalarını doğru buldum. "Reklamın iyisi kötüsü olmaz" sözüne ne derece katılırsınız bilmem ama bu kampanyanın dikkat çektiği kesin; zaten hedef tam da bu!
Ülkemizdeki gibi, bu tür konuların yok sayılmasındansa, controltonight.com gibi kampanyaların yapılmasını tercih ederim!



5 Aralık 2011 Pazartesi

"Güçlü" Olmak

90'ların başında Cher'in Strong Enough diye bir parçası vardı, dinler dururdum... Aldatılmış bir kadının "sensiz yaşayacak kadar güçlüyüm artık" haykırışı... Bir kaç gündür yine tekrar takıldım bu parçaya, 5 kere, 10 kere, milyon kere...
İnsan neden karşısındakinin davranışlarını kendi üzerine alınır? Neden onun hatalarını kendi üzerinden değerlendirir? Kendi üzerinden çözmeye çalışır? Neden "bu onun ayıbı, kendi kaybeder" demek bu kadar zor olur? Neden kendimizi bu kadar hırpalamaya kodlanmışız? Düzlüğe çıkana kadar illa bir süre geçmesi şart mı? Neden bir şeyi, olduğu an çözemiyoruz? Neden önce kendimize dönüyoruz? Yalnızlık korkusu mu bu? Yalan olduğunu bile bile devam etmek yalnızlığı azaltmaz ki oysa... Hormonlar mı? Yoksa sadece ve basitçe "yanlış insanı seçmiş" olmak mı?


3 Aralık 2011 Cumartesi

Gay Bir Erkekle Hetero Bir Kadın

Olabilir mi? Oldu! O güne kadar bildiğim tüm doğrular yıkıldı! Her şey O'nun "çok güzel bir kadınsın" demesiyle başladı... Gururum okşandı, teşekkür ettim... Gay olduğundan öylesine emindim ki, konunun hiç üzerinde durmadım. Gel zaman git zaman iltifatların "şiddet"i arttı, "sana bayılıyorum, beni niye ciddiye almıyorsun"lara kadar geldi. Aklım çelindi, acaba gay değil miydi? Gay bir arkadaşıma sordum, "sence o da gay mi?", "tabi ki gay!" dedi. Diğer taraftan O, eski kız arkadaşlarını anlatmaya devam ediyordu...
İçkiliydim, yalnızdım, şefkate hasrettim, kırılgandım. Teklifini kabul ettim, evine gittim. Ve O'nunla seviştim! Üstelik defalarca. Üstelik bir başka gün tekrar, ve sonra tekrar, ve sonra...

Modern insan, şehirli insan, doğadan kopuk insandır. Çok şey bildiğini sanır. Ve çok yanılır! Mesela gay kimdir? Kibar jestleri, abartılı mimikleri olan bir adama bakar bakmaz "bak bu da gay" demek doğru mudur? Bazen bir el hareketi, bazen bir bakışla bir insanın gay olduğuna inanmak, hatta emin olmak... Neye göre veriyoruz bu kararları? Kaçımız kararlarında doğru? Hem bazen insan kendine bile itiraf edemezken, kendi bile kendi arayışının farkında değilken...

Hem acaba gay/biseksüel bir erkekle yatmak, heteroseksüel bir erkekle yatmaktan farklı mıdır fiziksel anlamda? Enerji alışverişi anlamında? Kadınla erkek ying'le yang'se, artı ile eksi ise, kadının kadınla yatması, kadının homoseksüel bir erkekle yatması, erkeğin erkekle yatması beden ve ruhta ne gibi farklar yaratır kadın-erkek birleşmesine göre? Yoksa bunlar da modern karmaşanın yanlış bilgileri mi?

Kaçımız bildiklerinden emin?..