30 Eylül 2011 Cuma
Bakış Açını Değiştir!
* Eşcinsellik 450'nin üzerinde türde bulundu. Homofobi ise sadece 1 türde.
Şimdi hangisi daha tabiata aykırı görünüyor acaba?
25 Ağustos 2011 Perşembe
22 Temmuz 2011 Cuma
Buldun Kılsızını İstiyorsun!
Beden kutsaldır! Bu yazıya öncelikle bu önkabulle başlamalı. Beden, 5 duyumuzla varolduğumuz bu evrende/ bu evrenle bizim biricik iletişim aracımız. Beden biricik, beden kıymetli, beden sağda solda, onunla bununla harcamayacak kadar önemli!
Beden, "Ben"i gerçekleştirme aracımız. Kendimizi var edebilmek, ifade edebilmek, etrafımızı algılamak ve etrafımıza algılatmak için kullandığımız araç. Kendimizi doğru algılatabilmek için ise mümkün olduğunca kendimize samimi olmamız şart. Etrafa kendini sevdirmek, beğendirmek için çabalarken kişinin unuttuğu şey ise şu: Kendini sevmeyen, başkası tarafından da sevilemez...
Kendini sevmek için kişinin öncelikle kendini tanıması lazım. Pek çok kişi "Bu ne biçim laf? Tabi ki kendimi tanıyorum" diyor, biliyorum. Kendini tanımanın tanımını yapmak gerek önce. Kendini tanımak demek, kendine dürüst olmak demek. Kendiyle iletişimde olmak demek. Sevdiği şeylere sahip çıkmak, sevmediklerinden kendini sakınmak demek. Ben'ci olmak demek, ben'cil olmak demek... Bedeniyle iletişimde olmak demek. Kendini tanımak demek, bedenini tanımak demek, bedenini sevmek demek. Kendini aynada bile incelememiş olan biri, kendini tanıdığını iddia edebilir mi? Mastürbasyon yapmaya utanan biri, bedenini tanımaktan söz edebilir mi? Bedenine nasıl zevk vereceğini bilmeyen biri, başkasına zevk verebilir mi?
Çocukluktan kadınlığa geçen bedende bir çok fark belirir; bunlardan en belirginleri büyüyen memeler ve kıvrımlanan beden hatları ve uzayan tüyler.
Bu kıl-tüy konusu enteresan bir konu. "Ne kadar kılsızsan o kadar temizsin" gibi bir algı var...
Pek çok erkek tüysüz bir amı, am olarak değil, bebek-çocuk pipisi gibi algıladığı için tercih ediyor.
"Pırıl pırıl" dendiği zaman da durumun iyice altı çizilerek tüysüz olanın iyi olduğuna gönderme yapılıyor.
Kadın amı tüylerden ötürü bir "bilinmezlik" duygusu yarattığından, alt benlik olarak pek çok erkek tüyleri tehdit olarak algılıyor. Hatırlayanlarınız olacaktır, bir Almodovar filmi olan "Hable Con Ella" filminde müthiş bir sahne vardır. Adam gittikçe büyüyen, büyüdükçe devleşen bir Am'dan içeri düşer, aynı bir uçurumdan aşağı düşer gibi...
Bu konunun eminim psikolojik ve hijyenik pek çok alt kırılımı vardır ve konu bir çok farklı açıdan tartışılabilir ancak benim asıl altını çizmek istediğim şu: Sen kendini nasıl seviyorsan, doğrusu odur!
Kişi, bedeninin tek sahibidir. Öncelikli olarak kendi bedenini sevmeyen, başkasına da kendini sevdiremez. Konu tüy ya da başka birşey, aslolan kişinin ne istediğidir. Kişi eğer kendini tüylü seviyorsa, sırf erkekler sevmiyor diye budamak çok yanlış. Hoş, bence bebek gibi görünmek zaten kadın doğasına ters ama öncelikli olarak önemli olan kişinin kendi tercihleri... "Ben" oldukça, mutluluk artar.
Etiketler:
am,
beden,
kendini tanımak,
mastürbasyon,
tüy,
var oluş
4 Temmuz 2011 Pazartesi
"BEN"
İnsanların mukaddes mabetlerinin kutsal eşiğinden içeri,onlara rağmen adım atmayın...
...
Ben varım. Var olacağım. Ellerim... Ruhum... Bu gök benim... Benim ormanım... Benim dünyam... Bu benim vücudum ve ruhum; aradığım herşey Ben'de... Ben, var olmanın, yaşayan, yürüyen, hisseden canlı bir ispatıyım.
Gören benim gözlerim ve benim gözlerimin bakışı bütün dünyayı güzelliğe boğuyor. Duyan benim kulaklarım ve benim kulaklarımla duyabilmek, dünyadaki bütün sesleri tatlı namelerle süslüyor. Düşünen benim aklım ve gerçekler benim düşüncelerimle aydınlanıyor. Kendi arzumla seçen benim ve yalnızca arzumla seçtiğim şeylere hürmet ve sevgi duyacağım.
İyi, kötü, doğru, yanlış birçok kelime biliyorum. Ama bunların içinde kutsal olan bir tane var, o da "BEN".
Seçtiğim yolu aydınlatan ışık ve o yolun pusulası içimde ve orada her şeyimle; gören gözüm, duyan kulağım, anlayan ve düşünen aklımla ben varım.
Hedefim ve kendimin tek amacı: huzur ve mutluluk. Mutluluk o kadar yüksek bir değer ki, daha üstün bir hedefin bile peşinde koşmaya ihtiyacım yok. Mutluluğum herhangi bir sona giden bir araç da değil. O gidilebilecek en son nokta, ulaşabilecek en büyük hedef. Kendi kendimin hedefi, kendi kendimin sebebi...
Ben başkalarının ulaşmaya çalıştığı sonların da aracı değilim. Başkalarının bir aleti, tornavidası da değilim. Başkalarının arzularının hizmetkarı da, yarasının bezi de, onların mabedlerine adadıkları kurban da olmayacağım...
Ben bir insanım. Bana ait olan bu mucize, benim sahip olduğum ve koruyacağım bir şey; ben koruyacağım, ben kullanacağım ve onun önünde yalnız BEN secde edeceğim.
Sahibi olduğum güzellikleri, erişilmez değerleri kimseye teslim ve emanet etmeyeceğim. Hatta onları istemediğim sürece kimseyle paylaşmayacağım. Onlar benimdir. Yalnız BENİM. Manevi bütünlüğümün hazinesini, bozuk para gibi harcayıp fakir ruhlara, manevi bütünlüğü olmayanlara sadaka olsun diye rüzgarın hakimiyetine terk etmeyeceğim. Bana ait olan, benim sahip olduğum bütün zenginlikleri; düşüncemi, arzumu, hürriyetimi ben koruyacağım. Bunların içinde üzerine en çok titreyeceğim, en ulu göreceğim şey, şüphesiz hürriyetimdir. Onu kimseye teslim ve emanet etmeyeceğim. Hatta kimseyle paylaşmayacağım.
Babama-çocuğuma, karıma-kardeşlerime, hiçkimseye hiçbir şey borçlu değilim. Onlardan istediğim, talep ettiğim bir alacağım da yok. Hiç birinden benim için yaşamasını talep etmiyorum ve ben de hiçbirisi için yaşamıyorum. Hiçbirinin ruhunda gözüm yok ve artık hiçbiri benim ruhuma hasetle bakamaz.
Onların düşmanı da dostu da değilim. Her biri hak ettikleri yerde duruyorlar içimde. Bildiğim tek şey varsa, o da sevgimi kazanmaları için, doğmuş olmaları yetersizdir. Sevgimi hiç kimseye laf olsun diye, sebepsiz yere veremem. Şans eseri yanımdan geçen, yanımda duran, yanımda doğup yaşayan kimse onun sahibi olamaz.
Ben sevdiğim insanlara sevgimle şeref veririm. Şeref ise kazanılması gereken bir şeydir. Bunun yolu da söyleneni düşünmek, istenileni söylemek, emredileni istemek, kısacası yaşamak için yerde sürünmeye rıza göstermek olamaz.
Artık insanlar arasından arkadaşlarımı BEN seçiyorum. Ama arkadaşlar, köleler veya efendiler değil. Sevgimin temeli olan hürmetle bağlanıyoruz birbirimize, mecburiyetle değil. Gönlümün istemediğini yapmayacağım. Gönlümün istediğini seçiyor ve seçtiklerimi sevip onlara hürmet ediyorum. Onların ne esiri, ne de hakimi olacağım. Onlara ne emredeceğim, ne de itaat.
Babama-çocuğuma, karıma-kardeşlerime, hiçkimseye hiçbir şey borçlu değilim. Onlardan istediğim, talep ettiğim bir alacağım da yok. Hiç birinden benim için yaşamasını talep etmiyorum ve ben de hiçbirisi için yaşamıyorum. Hiçbirinin ruhunda gözüm yok ve artık hiçbiri benim ruhuma hasetle bakamaz.
Onların düşmanı da dostu da değilim. Her biri hak ettikleri yerde duruyorlar içimde. Bildiğim tek şey varsa, o da sevgimi kazanmaları için, doğmuş olmaları yetersizdir. Sevgimi hiç kimseye laf olsun diye, sebepsiz yere veremem. Şans eseri yanımdan geçen, yanımda duran, yanımda doğup yaşayan kimse onun sahibi olamaz.
Ben sevdiğim insanlara sevgimle şeref veririm. Şeref ise kazanılması gereken bir şeydir. Bunun yolu da söyleneni düşünmek, istenileni söylemek, emredileni istemek, kısacası yaşamak için yerde sürünmeye rıza göstermek olamaz.
Artık insanlar arasından arkadaşlarımı BEN seçiyorum. Ama arkadaşlar, köleler veya efendiler değil. Sevgimin temeli olan hürmetle bağlanıyoruz birbirimize, mecburiyetle değil. Gönlümün istemediğini yapmayacağım. Gönlümün istediğini seçiyor ve seçtiklerimi sevip onlara hürmet ediyorum. Onların ne esiri, ne de hakimi olacağım. Onlara ne emredeceğim, ne de itaat.
Onlarla istediğim zaman, daha doğrusu karşılıklı arzularımız mevcut olduğu zaman ve arzularımızın devamı süresince el ele sıkışacağız, el ele tutuşacağız, el ele oturup dostluk kuracağız ve yan yana yalnız olacağız.
İnanıyorum ki herkes ruhunun tapınağında yalnızdır ve yalnız olmalı, yalnız bırakılmalıdır. Bırakın herkesin içindeki bu mabet dokunulmamış, lekelenmemiş olarak kalsın. Bırakın insanlar istedikleri elleri, istedikleri sevgi ve şiddetle sıksınlar; insanların mukaddes mabetlerinin kutsal eşiğinden içeri, onlara rağmen adım atmayın.
Bütün ellerin, en kirlisinin bile mıncıklamaya hak kazandığı anda mutluluğumun ne değeri olabilir? Aptalların bile el uzattığı yerde aklımın, sefil ve güçsüzler de dahil olmak üzere bütün yaratıkların tahakkümü altında kalan hürriyetimin ne kıymeti olabilir? Ve yalnız eğilerek, itaat ederek, hürmet etmediğim kişilerin hürmet etmediğim fikirlerini kabul edeceksem, hayatımın ne kıymeti olabilir? Ben, "biz" denen o korkunç hayaleti, esaret, çapulculuk, sefalet, cehalet ve hayasızlıktan gelen bu rezalet kelimeyi ezdim, çiğnedim, mağlup ettim.
Bütün ellerin, en kirlisinin bile mıncıklamaya hak kazandığı anda mutluluğumun ne değeri olabilir? Aptalların bile el uzattığı yerde aklımın, sefil ve güçsüzler de dahil olmak üzere bütün yaratıkların tahakkümü altında kalan hürriyetimin ne kıymeti olabilir? Ve yalnız eğilerek, itaat ederek, hürmet etmediğim kişilerin hürmet etmediğim fikirlerini kabul edeceksem, hayatımın ne kıymeti olabilir? Ben, "biz" denen o korkunç hayaleti, esaret, çapulculuk, sefalet, cehalet ve hayasızlıktan gelen bu rezalet kelimeyi ezdim, çiğnedim, mağlup ettim.
İşte gerçek kudretin gerçek yüzünü görüyorum şimdi. Bu kudreti toprağın üzerinde yüceltiyorum.
Bu kudreti insanlar var oldukları günden beri aramışlar, bu bilinmeyen kudret onlara mutluluk, huzur ve gurur vermiş. Bu kudret,bu tek kelime:
Bu kudreti insanlar var oldukları günden beri aramışlar, bu bilinmeyen kudret onlara mutluluk, huzur ve gurur vermiş. Bu kudret,bu tek kelime:
BEN
Buraya ve her yere, benim bayrağım ve işaretim olan kelimeyi yazacağım. Bu kutsal kelime:
BEN
BEN
(Ayn Rand; "Bencilliğin Erdemi" kitabından)
7 Haziran 2011 Salı
Dünyanın Kökeni
29 Mayıs 2011 Pazar
Kadın İsterse
Fransız filmleri Kinder sürpriz yumurta gibidir; içinden ne çıkacağı hiç belli olmaz. Bazen eline yüzüne bulaşır, bazen de şaşırtıcı şekilde iyi çıkar. Hoş, Michel Gondry ve Luc Besson filmleri genelde iyi çıkıyor ama koca sektörde sadece iki ismin filmlerini beğenerek "Fransız filmlerini seviyorum" demek pek iddialı olur.
Her neyse, bu akşam Kadın İsterse (Potiche) filmini izledim ve sevindirici bir şekilde film çok iyi çıktı! Filmi seyretmeyi düşünenler, merak etmeyin, filmi anlatmayacağım. Ancak film pek çok açıdan o kadar eğlenceli ki, bahsetmeden edemeyeceğim.
Bir kere film 1977 Fransa'sında geçiyor. Kılık kıyafet, mekanlar, müzik çok güzel. Kadın- erkek ilişkisi çok iyi işlenmiş. "Ev süsü" olmaktan bıkmış bir kadın, kocasının işini devralıyor ve işleri "adam gibi" değil, "kadın gibi" yapıyor, sorunları "kadın gibi" çözüyor. Çok da güzel yapıyor. Ezilen, hor görülen, kötü davranılan bir eş olmaya yıllarca boyun eğen bir kadının kabuğunu kırmasını izliyoruz ama bunu öylesine zarif ve zorlamasız yapıyor ki cidden "Kadın İsterse" diyorsunuz seyrederken. Kadın isterse, içindeki potansiyeli çıkartıp kendini müthiş değiştirebilir, dönüştürebilir, geliştirebilir. Filmi henüz seyretmemiş olanların keyfini kaçırmamak için detay vermek istemem ancak filmdeki "kurban" olarak görünen kadının seks konusunda da ipleri eline aldığını görmek, filmi daha da keyif katıyor diyebilirim.
Film 1977'de geçmesine rağmen hiç demode değil. Biz, özellikle Türkiye'de, hala bu konuları konuşuyoruz. Kadının, kendi hayatının kontrolünü eline alması, ekonomik bağımsızlığını elde etmesi ve toplumda üretici olarak aktif rol alması ve dahi cinselliğini istediği gibi yaşaması, kendine olan özgüveni ve duruşuna sahip çıkışını seyretmek çok keyifliydi. Seyredin ancak yalnızca seyretmekle kalmayın, üretime, cinselliğe, kendi duruşunuza seyirci kalmayın; aynı zamanda aktif rol alın!
Etiketler:
aktif,
cinsellik,
ekonomik bağımsızlık,
kadın,
özgüven
27 Mayıs 2011 Cuma
"Afgan Kızı" Olmak Ya da Olmamak...
Steve McCurry'nin meşhur fotoğrafı "Afgan Kızı" tuhaf duygular uyandırır bende hep. Gözündeki ateş insanı hipnotize ediyor adeta, hani gözünü alevlerden alamazsın ya, onun gibi... Sharbat Gula isimli bu kadının Steve McCurry tarafından çekilen bu ilk fotoğrafında Sharbat henüz 12 yaşında. Capcanlı, dipdiri, ateş gibi.
Yıllarca izini arayan McCurry, Sharbat'ı 2002'de bulup tekrar resmettiğinde kadın sadece 30 yaşında! Evet evet 30! 50 değil, 45 değil, yalnızca 30...
10'lu yaşlarında evlendirilen bu çocuk-kadın, 30 yaşında tekrar bulunup röportaj yapıldığında 4 doğum yapmıştı bile. Eğitimsizlik, bakımsızlık ve imkansızlıkla birleşip, üstüne çocuk yaşta evlilik ve çocukla perçinlenince (!), Afgan Mona Lisa'nın gençliğine tüy dikmiş!
Fazla söze gerek yok, fotoğraflar benim yerime yeterince konuşuyor; hatta avaz avaz bağırıyorlar. O nedenle sözü burada kesiyor ve sizi fotoğraflarla başbaşa bırakıyorum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




